MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, İstanbul 8. İcra Müdürlüğü’nün 2010/7698 sayılı Takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Kadıköy 5. İcra Müdürlüğü’nün 2010/1191 sayılı Talimat dosyasında yapılan 14.05.2010 günlü hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, borçlunun haciz adresi ve mahcuzlarla ilgisinin bulunmadığını belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, dava konusu haczin takibe konu senet üzerinde gösterilen takip adresinde yapıldığını, bu sırada hazır bulunan ve adının ... olduğunu ve iş yeri yetkilisinin ... olduğunu söyleyen şahsın gerçekte davacı şirketin yetkilisi, aynı zamanda borçlunun da kardeşi olduğunu, borçlu ile birlikte ...’ün üç ayrı şirketin ortağı olarak aynı alanda faaliyet gösterdiklerini, istihkak iddiasının alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak ileri sürüldüğünü belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu), usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre: “dava konusu haciz adresinde ödeme emrinin tebliğ edilmediği, bu sırada borçlunun hazır bulunmadığı, herhangi bir evrakın da tespit edilmediği, üçüncü kişinin burada uzun süredir faaliyet gösterdiği, borçlunun kız kardeşinin davacı şirketin ortağı olmasının ve davacı şirket yetkilisinin borçlu ile birlikte dava ve takip dışı bir şirket kurmalarının muvazaayı göstermeyeceği, yine takibe dayanak senet üzerinde davacı şirket adresinin gösterilmesinin de üçüncü kişiyi bağlamayacağı, İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğunun kabulü gerektiği, üçüncü kişinin sunduğu borcun doğumundan önce düzenlenmiş faturalarla mahcuzların kendisine ait olduğunu kanıtladığı, alacaklı tarafın ise bunun aksini kanıtlayamadığı“ gerekçesi ile davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
Dava konusu haciz, takibe dayanak senet üzerinde de gösterilen takip adresinde yapılmıştır.
Diğer yandan borçlunun kız kardeşi olduğu anlaşılan davacı şirketin yetkilisi, haciz mahallinde hazırdır ve iş yerinin yetkilisinin eşi ... olduğunu beyan etmektedir. Adı geçen (dava ve takip dışı) ... ile borçlunun ortağı olduğu iki ayrı şirket daha vardır ve bunlar da davacı ile aynı alanda faaliyet göstermektedir. Hatta bu şirketlerden ... Pastacılık Ekmekçilik Ltd. Şti. 13.07.2005’e kadar haciz adresinde faaliyet göstermiştir. Mahkemece borçlunun haciz adresi ile ilgisi yeterince araştırılmadan muvazaanın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Oysaki Vergi Dairesi’ndeki resmi kayıtlara göre ve mahallinde yaptırılacak Kolluk incelemesi ile borçlunun haciz adresinde fiilen çalışıp çalışmadığı, konumu vs. hususlar araştırılıp, takibe dayanak senedin düzenlendiği tarih itibarı ile senet miktarı kadar bir paranın davacı şirket kayıtlarına girip girmediği de bilirkişi incelemesi ile belirlenebilir, sonucuna göre de alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı hareket edilip edilmediği öncelikle değerlendirilmelidir.
Muvazaa olduğu duraksamasız bir biçimde tespit edilirse bu kez İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü ile, üçüncü kişinin sunduğu delillerin karinenin aksini kanıtlamaya elverişli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için de üçüncü kişinin dayandığı faturaların gerçek olup olmadığı ve mahcuzlara uygunluğu araştırılmalıdır.
Faturaların bir kısmı borcun doğumundan sonra düzenlenmiştir ve ayırt edici özellikler de içermemektedir. Aradaki organik bağ da dikkate alındığında genel olarak borcun doğumundan (takibe dayanak senedin keşide edilmesinden) sonra düzenlenen bu faturaların her zaman temini mümkün belgelerden olduğunun kabulü gerekir. Bununla birlikte bu faturalarla birlikte diğerlerinin gerçekliği, üçüncü kişi ile birlikte satıcı firmaların ticari kayıtları üzerinde yaptırılacak bir bilirkişi incelemesi ile (envanter kayıtları ve ödeme konularına da bakılarak) tespit edilmesi mümkündür.
Faturaların gerçekliği saptanırsa bu kez keşif ve bilirkişi incelemesi ile seri no, marka vb. tüm ayırt edici özelliklerini belirleyerek mahcuzların faturalar kapsamında kalıp kalmadığını araştırmak, sonucuna göre de işin esası hakkında bir karar vermek gerekir.
Belirtilen tüm bu hususlar dikkate alınmadan eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı biçimde karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 18.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy