(2004 S. K. m. 277, 278, 279, 280, 283)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı Ş. K. vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 19.3.2013 Salı günü davalı Ş. K. vekili Av. S. D. T. geldi. Davacı ve davalı G. K.ı tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı Ş. K. vekili dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili davalı G. K.ının müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait kooperatif payını eşi olan diğer davalıya devrettiğini ve bu devir sonucu 5 sayılı parsel üzerindeki 5 nolu bağımsız bölümün davalı Ş. K. adına tescil edildiğini öne sürerek yapılan tescilin iptali ile dava konusu taşınmazın davalı G. K.ı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı Ş. K. davanın reddini savunmuş, diğer davalı cevap vermemiştir.
Mahkemece yapılan satışın muvazaalı olması nedeniyle davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın devir işleminin iptali ile davalı G. K.ı adına tapuya tescili ile davacının dava ve talep haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm davalı Ş. K. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. İptal davasının amacı borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarını iptal ettirmektir. Bu davanın ön şartlarından birisi alacağın varlığı, diğer bir anlatımla davalı borçlunun davacıya gerçek bir borcunun bulunması gerekir. Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa bu durumda tasarruf yapanın öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Bu nedenle 3. kişi davalının borcun gerçek olmadığı savunması mahkemece irdelenmelidir. Eğer gerçek bir borç yoksa iptal davasının dinlenmesi mümkün olmayacaktır. Aksi takdirde takip alacaklısıyla anlaşarak borçludan mal edinen 3. kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki bunun kabulü mümkün değildir. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin mal varlığındaki bir unsuru iyi niyetli üçüncü kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin göz ardı edilmemesi gerekir. Somut olayda davacı alacaklının Kuşadası 1. İcra Müdürlüğünün 2006/5300 sayılı takip dosyasındaki alacağın dayanağı 02.03.1999 tanzim, 01.09.2004 vade tarihli 80 Milyar TL (80.000.00TL) tutarında bono olup bononun ne karşılığında alındığı dosya kapsamından anlaşılamamakta, davacı tarafından da SSK emeklisi ev hanımı olan bir kişiye senedin düzenlendiği tarih itibariyle yüksek bir miktar sayılabilecek 80.000.00 TL borcun ne karşılığı verildiği de açıklanamamıştır. Ayrıca hayatın olağan akışına uygun olmayacak şekilde bononun tanzim tarihi ile vade tarihi arasında beş buçuk yıl, tanzim tarihi ile takip tarihi arasında ise 7 yıldan fazla bir süre bulunmaktadır. Bu durum da davacı ile davalı G. K.ı arasındaki alacak borç ilişkisinin gerçek olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere yanlış değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davalı Ş. K. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 990.00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı Ş. K.'ya verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı Ş. K.'ya geri verilmesine 19.03.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy