MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlular ... ve ...'nin amme alacağının tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla adlarına kayıtlı 308 ve 309 parselleri 30.11.2005 tarihinde davalı ...'e, ... 'in de 309 parseli 17.4.2008 tarihinde dahili davalı ...'a, 308 parseli ise 10.5.2010 tarihinde dahili davalı ...'a sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufların iptalini talep etmiştir.
Davalı borçlular ile ... savunma yapmamıştır.
Davalı ... vekili, dava konusu taşınmazları 30.11.2005 tarihinde satın alıp 3.4.2008 tarihinde dava dışı ... 'a sattıklarından kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, borçlular hakkındaki takibin 2009 yılında kesinleşmesi halinde borçtan dört yıl önce yapılan tasarruflar için dava açılamayacağını, taşınmazları emlakçı aracılığıyla ve rayiç değerle aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı ... vekili, dava konusu 308 parselin borçlu ... tarafından 30.11.2005 tarihinde davalı ...'e, onun tarafından 3.4.2008 tarihinde dava dışı ...'a, onun tarafından 29.5.2008 tarihinde dava dışı ... 'e, onun tarafından da 10.5.2010 tarihinde müvekkiline satıldığını, müvekkili ile borçlu arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından dahili dava ile davaya katılımlarının mümkün olmadığını, taşınmazı iyiniyetle ve emlakçıdan satın aldıklarını, takip konusu alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın zamanaşımı ve hükdüşürücü süre yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, dava konusu taşınmazların takip kesinleşmeden önce 30.11.2005 tarihinde satıldığı, tapuda gösterilen satış bedelinin muvazaa iddiasını doğrulamaya yetmediği, uygulamanın satış bedelinin gerçek satışlara göre düşük gösterilerek yapıldığının bir gerçek olduğu, kaldı ki muvazaalı satışlarda daha yüksek bedelli tapuda satışların da yapıldığının görülebildiği, davacının muvazaa iddiasını başka delillerle ispatlayamadığı, yapılan satışın gerçek satış olduğu, tarafların satış bedelini düşük göstermesinin taraflar arasındaki ilişki yönünden engel teşkil etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dahili davalı ... vekili 27.12.2011 tarihli temyize cevap dilekçesinde, hükme ilişkin itirazlarını da ileri sürmüş ise de, söz konusu dilekçenin süresinde verilmediği, temyiz defterine kaydedilmemiş olduğu gibi harcının da yatırılmadığı anlaşıldığından ... vekilinin temyiz dilekçesinin bu nedenle reddi gerekmektedir.
2-Dava, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.Bu davaların amacı amme borçlusunun bu kanunun 27,28,29 ve 30.maddelerinde yazılı tasarruf ve muamelelerinin iptali ile alacaklının alacağının tahsilini sağlamaktır. Yasanın 25.maddesinde bu tür davaların borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendisine ödeme yapılan kimselerle bunların mirasçılarına veya kötüniyetli diğer kişilere karşı açılacağı hüküm altına alınmıştır.31.maddede 27,28,29,ve 30.maddelerde sözü edilen tasarruf ve muamelelerden faydalananlar elde ettiklerini elden çıkarmışlarsa elden çıkardıkları değer nispetinde tazminatla sorumlu tutulurlar. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3505 sayılı Yasa ile değişik 10.maddesi hükmünce tüzel kişilerin vergi sorumluluklarından doğan edimlerinin yerine getirilmesinden kanuni temsilcilerin tam sorumluluğu vardır. Buna göre yönetici ortak, şirketin vergi borcunun ödenmemesi halinde bu borcun tamamından sorumludur.
Somut olayda dava dışı vergi sorumlusu Faal Oluklu Mukavva Amlalaj San ve Tic AŞ'nin yönetim kurulu üyeleri arasında davalı borçluların yer aldığı,adı geçen davalı borçlulardan ...'ye 12.11.2009 tarihli ödeme emirlerinin 18.11.2009 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 23.11.2009 tarihinde mal beyanı dilekçesi verdiği, hakkındaki takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Diğer davalı borçlu ...'a 26.11.2009 tarihli ödeme emirlerinin 3.12.2009 tarihinde tebliğ edildiği, adı geçen davalı hakkındaki takibin de kesinleştiği, takip konusu borçların 1999 yılı Ocak ayından 2009 yılı Mart ayına kadar olan döneme ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. O halde dava konusu taşınmazların takip konusu borcun doğumundan sonra satıldığı ve borçlular hakkındaki takibin kesinleştiği anlaşıldığından yerel mahkemece, taşınmazların takip kesinleşmeden önce satılmış olmasını red gerekçesi yapması yerinde görülmemiştir. Ayrıca mahkemenin davaya red gerekçesi yaptığı ikinci sebep de tapuda gösterilen satış bedelinin muvazaa iddiasını doğrulamaya yetmediği,uygulamanın satış bedelinin gerçek satışlara göre düşük gösterilerek yapıldığının bir gerçek olduğu, kaldı ki muvazaalı satışlarda daha yüksek bedelli tapuda satışların da yapıldığının görülebildiği, davacının muvazaa iddiasını başka delillerle ispatlayamadığı, yapılan satışın gerçek satış olduğu, tarafların satış bedelini düşük göstermesinin taraflar arasındaki ilişki yönünden engel teşkil etmediğidir. Ancak bu gerekçe de dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi bu davaların amacı amme borçlusunun bu kanunun 27,28,29 ve 30.maddelerinde yazılı tasarruf ve muamelelerinin iptali ile alacaklının alacağının tahsilini sağlamaktır. Mahkemece dava konusu taşınmazların davalı borçlular tarafından davalı ...'e satıldığı 30.11.2005 tarihindeki gerçek değeri konusunda keşif yapılmadığı, bedel farkı bulunup bulunmadığının belirlenmediği, davalı borçlular ile davalı ... arasında akrabalık bağının olup olmadığının araştırılmadığı, davalı ...'in borçluların durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olup olmadığı yönünden değerlendirme yapılmadığı, kısacası borçlular ile davalı ... arasındaki tasarruflar yönünden 6183 Sayılı AATÜHK'nun 27,28,29 ve 30.maddeleri gereğince değerlendirme yapılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.O halde mahkemece öncelikle davalı borçlular ile davalı ... arasındaki dava konusu 30.11.2005 tarihli tasarrufların yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereği iptale tabi olup olmadığının belirlenmesi, iptale tabi tasarruflardan değilse şimdiki gibi davanın reddine; iptale tabi tasarruflardan ise dava konusu taşınmazlar davalı borçlular tarafından davalı ...'e satıldıktan sonra davalı ... tarafından da her iki taşınmazın dava dışı ...'a, onun tarafından da dava konusu 308 parselin 29.5.2008 tarihinde dava dışı ...'e,onun tarafından da 10.5.2010 tarihinde dahili davalı ...'e satıldığı, 309 parselin de 17.4.2008 tarihinde dahili davalı ...'a satıldığı anlaşıldığından öncelikle 6183 sayılı Kanunun 25.maddesi gereğince taraf teşkilinin sağlanması açısından dava konusu taşınmazların davalı ...'den sonraki tüm satışlarını gösterir satış belgeleri istenerek dava dışı ...,...'in davaya katılımının sağlanması için dava dilekçesinin adı geçen maliklere (arada başka alıcı ve satıcılar varsa onlara da) tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması, bildirecekleri delillerin toplanması, dava dışı şirket hakkındaki takip devam ettiğinden ve bir kısım menkullerin satış aşamasında olduğu anlaşıldığından anılan dosya da istenerek davalı borçluların mal beyanı dilekçeleri de değerlendirilmek suretiyle tasarruf tarihi olan 30.11.2005 tarihine kadar olan sorumluluklarının değerlendirilmesi konusunda bilirkişi raporu alınması ve tüm delillerin yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 168.maddesinde değişiklik yapan 5904 Sayılı yasanın 35.maddesi “6183 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.” hükmünü içermektedir. Davalılar yararına anılan yasal değişiklik gereğince maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nisbi vekalet ücreti takdiri de doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle dahili davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin reddine 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazların kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 5.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy