(2004 S. K. m. 277, 283) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Esas ve birleştirilen davanın davacıları vekili, davalı B. Ç.'nun müvekkillerinin miras bırakanları S. ve S. T.'yu 22.11.2010 tarihinde vurarak ölümlerine neden olduğunu, davalı Bekir hakkındaki ceza ve tazminat davasının devam ettiğini, davalı B.'in aleyhine açılan tazminat davası sonucu hükmedilecek tazminatın tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla adına kayıtlı beş adet taşınmazı 29.11.2010 tarihinde yakın arkadaşı ve iş ortağı davalı H. K.'ye, onun da 8.12.2010 tarihinde S. A.'a sattığını, 24 UA 534 Plakalı aracını da 29.11.2010 tarihinde davalı A. İ. K.'ye sattığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı satışların iptali ile dava konusu taşınmazlar ile aracın davalı B. Ç. adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Esas ve birleştirilen davanın davalılar vekili, davalı B.'in 22.11.2010 tarihli olay nedeniyle tutuklandığını, tutuklu olması nedeniyle geliri olmadığından dava konusu taşınmazlar ile aracını sattığını, araç satış bedelinin borçlunun vekili olarak Y. D. adına bankaya yatırıldığını, yine taşınmaz satış bedelinin de kısmen ödendiğini, bakiyesinin de B.'in davalı H.'a olan borcuna mahsup edildiğini, davalı S.'in ise iyiniyetli 4.kişi olduğunu belirterek davanın tüm davalılar yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacılar tarafından davalı B. aleyhine açılan tazminat davasının derdest olduğu, davacıların dava tarihi itibarıyla davalıda gerçek bir alacağının bulunmadığı, davalı aleyhine yapılmış ve kesinleşmiş icra takibi olmadığı, aciz belgesi bulunmadığı gerekçesiyle şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava BK'nun 18. maddesi uyarınca muvazaalı işlem yapıldığı iddiasına dayalı araç ve tapu kayıtlarının iptali ile borçlu adına tescili istemine ilişkindir.
Bir davada taraflarca ileri sürülen maddi olguların hukuki değerlendirilmesini yapmak, uygulanacak yasa maddelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir.
Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla BK 18.maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3.kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.
Somut olayda davacılar vekili, müvekkillerinin mirasbırakanlarının davalı Bekir'in 22.11.2010 tarihinde işlediği haksız fiil sonucu öldüğünü, bu nedenle 1.12.2010 tarihinde maddi manevi tazminat davası açtıklarını, dava konusu tasarrufların hükmedilecek tazminatı karşılıksız bırakmak amacıyla yapıldığını belirterek BK 18.madde gereğince muvazaalı satışların iptalini talep etmiştir.
Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre davanın İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu yolundaki mahkemenin kabulüne katılma olanağı yoktur.
Bu durumda mahkemece davacılar tarafından açılan Erzincan 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/740 Esas sayılı dava dosyası ile B. hakkındaki ceza davasının sonucu beklenerek davacıların alacaklı olduğu belirlendiği takdirde, satış işlemlerinin danışıklı olup olmadığı araştırılmalı, tarafların bu konuda sunduğu deliller toplanarak davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları tespit edildiği takdirde hükmedilen tazminatın tahsili için İİK 283/1-2 maddesi kıyasen uygulanarak tapu ve trafik sicil kaydının iptaline gerek olmadan (davalı 4.kişi S. A.'ın iyiniyetli olduğu belirlendiği takdirde İİK 283/2 madde hükmü de gözönüne alınarak) davacıların alacaklarını alabilmeleri için dava konusu taşınmazlar ve aracın haczi ve satışı konusunda davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 02.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy