MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı Hazine vekili, dava dışı müflis ...Balıkçılık Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı arasında yapılan rehin işlemlerine ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili genel yetki kurallarının uygulanması gerektiğini belirterek mahkemenin yetkisizliğini ve davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davanın açıldığı tarih itibariyle HUMK’nin yürürlükte olduğunun anlaşılmış olmasına ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve 492 sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 13.5.2013 gününde Üye ... karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılamasında, davalının süresinde yetki itirazında bulunması üzerine, mahkemenin; dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine ve vekalet ücretinin davacı İdareden tahsiline dair verilen karar, davacı tarafın temyizi üzerine Sayın çoğunluğun görüşü doğrultusunda onanmıştır.
Aşağıda açıklanan nedenlerle onama ilamına katılamıyorum:
Uyuşmazlık, mülga 1086 Sayılı HUMK’ nin yürürlükte olduğu dönemde açılan ancak 6100 Sayılı HMK’nin 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra da derdest olmaya devam eden davalarda verilen yetkisizlik kararlarında, yargılama giderlerine (somut olayda vekalet ücretine) kararı veren mahkemede mi, yoksa yetkisizlik kararından sonra dosyanın gönderildiği mahkemede mi hükmedileceği noktasında toplanmaktadır.
Usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin “derhal” yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır.
Medeni usul hukukunda ise kural olarak, kanun değişikliklerinde az yukarıda belirtilen ilkeye paralel olarak “derhal uygulanırlık” ilkesi geçerlidir.
Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında “derhal uygulanırlık kuralı” ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı” dır.
Hemen belirtilmelidir ki, dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.
Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü, usule ilişkin kanunlar -tersine bir kural benimsenmediği takdirde- genel olarak hemen etkili olup uygulanırlar (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, 6.Bası, İstanbul 1997, sahife:73-78; Yılmaz, Zekeriya: Açıklamalı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1.Bası, Ankara 2012, sahife:36-43; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11.Bası, Ankara 2011, sahife:61-66; YİBK.'nun 08.07.1942 gün ve E:13, K:19; Hukuk Genel Kurulu'nun 23.09.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.03.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964 18.01.2012 gün ve E:2011/13-701, K:2012/6 sayılı ilamları).
Nitekim, HMK’ nin “Zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448.maddesi; “(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” hükmünü içermektedir.
Bu madde hükmüne göre usul hükümleri, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde tamamlanmış usul işlemlerine etkili olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemlerine yeni kanun hükümleri uygulanacaktır (Pekcanıtez/Atalay/Özekes:a.g.e., s.62).
6100 Sayılı HMK’nin geçici 1.maddesinde, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılmış ve derdest olan davalarda HMK’nin sadece “yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerinin” uygulanmayacağı sınırlı olarak sayıldıktan sonra aynı yasanın geçici 3/1.maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 Sayılı HUMK.'nun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin 2.fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 Sayılı HUMK’nin 26.9.2004 tarihli ve 5236 Sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454.madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, 6100 Sayılı HMK’nin 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan ve 01.10.2011 tarihinden sonra da derdest olmaya devam eden davalarda HMK’nin hangi hükmünün uygulanmayacağı ve mülga HUMK’nin hangi maddelerinin uygulanmasına devam edileceği açıkça belirtilmiştir. Belirtilen maddeler arasında HUMK’nin 425.maddesi veya HMK’nin 331. maddesi sayılmamıştır.
Yukarıda belirtildiği gibi 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 1.maddesi; “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmaz.” hükmünü içermekte olup; HMK’nin diğer bir ifade ile usul hükümlerinin “derhal uygulanırlılığına” bir istisna getirilmiştir. Bu istisna yargı yolu ve göreve ilişkin hükümlerle ilgilidir. Vekalet ücreti ile ilgili bir istisna getirilmemiştir.
Aksine 6100 Sayılı HMK'nin “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlığını taşıyan 331. maddesinin 2.fıkrasında vekalet ücreti ile ilgili ayrı bir düzenleme yapılarak; “görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda ise dava, her ne kadar mülga 1086 Sayılı HUMK’nin yürürlükte olduğu dönemde açılmış ise de yetki hususunda tamamlanmış bir işlem söz konusu olmadığından, mülga HUMK’nin 425.maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla tamamlanmamış işlem bakımından, 6100 Sayılı HMK’nin 331. maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu açıktır. Dairemizin 18.04.2013 gün ve 2013/1897E.-5798K. sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında sonuç olarak, yerel mahkemenin vekalet ücretinin hüküm altına alınmasına ilişkin kararının bozulması gerektiği düşüncesindeyim.