MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline ait ve davalı ... şirketi tarafından sigortalı aracın sürücü ...’in sevk ve idaresinde iken 15/08/2009 tarihinde kaza yaparak hasar gördüğünü, davalı ... şirketinin aracın alkollü olarak kullanıldığını belirterek kasko sigortasından kaynaklanan tazminatı ödemediğini ileri sürerek, 5.000 TL kasko sigorta tazminatının 09/09/2009 temerrüt tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, kazanın 02.30 sularında meydana geldiğini, kaza tespit tutanağında kaza saatinin 03.41 olarak değiştirildiğini, aracın ... tarafından kullanıldığını, kazanın alkolün etkisiyle meydana geldiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle olmadığı gerekçesiyle 5.000 TL’nin 09/09/2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyi niyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötü-
niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan "teminat dışında kalan zararlardan" olması gerekmektedir.
Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgelerin gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda, müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK.nun 1290. ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, kaza tespit tutanağına göre 15/08/2009 tarihinde saat 03.41'de sürücü ... tarafından kullanılan aracın kaza yaptığı belirtilmiştir. Davalının delil olarak sunduğu sigorta hasar dosyası araştırma raporunda beyanları bulunan tanıklar ..., ...aracın bayan tarafından kullanıldığını ifade etmişlerdir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık trafik kazası sonrası araç sürücüsünün değiştirilip değiştirilmediği, araç sürücünün Seydi Geçen mi yoksa kaza sırasında araçta bulunan araç maliki ... mu olduğu ve kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır.
Kaza tespit tutanakları aksi ispat edilene kadar geçerli resmi belge niteliğindedir. Kaza tespit tutanağında sürücünün ... olduğunu belirtilmiş ise de, davalı araştırma raporundaki ifadelerde sürücünün bayan olduğu belirtilmekle çelişki giderilmeden, sürücünün kimliği tespit edilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, davalıdan tanıklarını bildirmesi istenerek, bildirilecek tanıklar ile kaza tespit tutanağını düzenleyen polis memurları dinlenerek, sürücünün kim olduğu, ...,...’nin kazadan hemen sonra alınan karakol ifadelerinde kaza saatinin 02.30 olduğunu beyan etmeleri ve genel adli muayene formu tanzim saati olan 03.20’nin de kaza tutanağında belirtilen kaza saati olan 03.41'den önce olması nedeniyle kaza saatinin de açıklığa kavuşturulması suretiyle asıl sürücünün tespit edilecek kaza saatine göre kaza anındaki alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunup bulunmadığının, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle olup olmadığının, nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla kesin bir şekilde saptanması suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak verilen kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 3.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.