MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasında davacı vekili tarafından ihtiyati tedbir talep edilmiş, 24.12.20012 tarihli dosya inceleme tutanağında HMK'nın 389.maddesinde belirtilen şartlar gerçekleşmediğinden ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmiş, bu karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıların sürücüsü, işleteni ve trafik sigorta şirketi olduğu aracın, yaya kaldırımında yürümekte olan davacının eşine çarpması sonucunda müvekkilinin eşinin yaşamını yitirdiğini belirterek 2.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuştur.
Mahkemece, 24.12.2012 günlü dosya inceleme tutanağında HMK’nın 389. maddesinde belirtilen şartlar gerçekleşmediğinden davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyize konu edilen karar, ihtiyati tedbir isteminin reddine ilişkin karardır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 391/3. maddesi hükmüne göre ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde talepte bulunan kanun yoluna başvurabileceği gibi; ihtiyati tedbir talebinin kabulüne dair ve karşı tarafın yokluğunda verilen karara karşı bu karara ihtiyati tedbir kararı veren mahkemeye itiraz etmesi üzerine mahkemece bu itiraz üzerine eğer ret kararı verilirse bu ret kararına karşı taraf kanun yoluna müracaat edebilecektir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341/1. maddesinde bahsedilen kanun yolu istinaf olmasına
Rağmen Bölge Adliye Mahkemeleri faaliyete başlayıncaya kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca 1086 sayılı Yasa’nın 427-454 maddelerinin yürürlükte olunacağı belirtildiğinden bu aşamada bu inceleme Yargıtay tarafından yerine getirilmektedir.
Oysa ki; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun istinaf yoluna başvurulabilen kararlar başlıklı 341. maddesinin birinci fıkrasında ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı öngörülmektedir. Yine aynı kanunun temyiz edilemeyen kararlar başlıklı 362. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların temyiz edilemeyeceği öngörülmüştür.
6100 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 3. maddenin birinci fıkrasındaki; “ Bölge Adliye Mahkemeleri’nin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenlemeyle Bölge Adliye Mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 sayılı Yasa’nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.
Bu durumda temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu gibi temyize tabi kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır.
1086 sayılı Yasa’nın temyize ilişkin hükümlerinin yer aldığı 427 ila 444. maddesi hükümleri gözetildiğinde; “geçici ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların reddine” ilişkin kararların temyize tabi olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, bu tür kararların aleyhine temyiz yoluna başvurulabileceğinin kabul edilmesi durumunda ise Yargıtay’ın yapacağı temyiz incelemesinin yönteminin ve vereceği karar sonucunun ne olacağı konusu açıkta kalacaktır. Çünkü, temyiz incelemesi sonucunda verilecek karar sonucu ile istinaf incelemesi sonucunda verilecek kararların nitelikleri farklılık arz etmektedir.
Diğer bir ifadeyle temyiz incelemesinin kapsamının tayininde 6100 sayılı Yasa’nın hükümlerinin dikkate alınması, temyiz incelemesinin yönteminin ve sonucunda verilecek kararların niteliğinin belirlenmesinde ise 1086 sayılı Yasa hükümlerinin gözetilmesi gibi aynı müessesenin uygulanmasında farklı yasa uygulanması gibi hukuka uygun olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır.
Geçici 3. maddenin üçüncü fıkrasındaki; “ Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmün dayanak gösterilerek 6100 sayılı Yasa da Bölge Adliye Mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafından tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması da doğru olmayacaktır. Çünkü, anılan fıkra metninde de ifade edildiği gibi bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerden sadece 1086 sayılı Kanunda belirtilen ve yine bu Kanuna aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 sayılı Kanunun sadece temyize ilişkin hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı bulunmakta olup; ayrıca 6100 sayılı Yasaya göre de, bir geçici hukuki koruma müessesesi olan “ihtiyati tedbir kararları” hakkında bölge adliye mahkemeleri için öngörülen Kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle; davacı vekilinin başvurusunun temyiz niteliğinde olmadığı ve istinaf mahkemeleri için öngörülen yasa yolunun bu aşamada uygulanamayacağından bahisle anılan temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karara karşı vermiş olduğu temyiz dilekçesi ve talebinin REDDİNE ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 21.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy