MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline sigortalı araca davalıların sorumluluğunda bulunan rögar kapağının verdiği hasar nedeniyle sigortalısına ödediği 3.362,00.-TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü vekili, zamanaşımı süresinin dolduğunu, yolun onarım ve bakımından sorumlu olmadıklarından husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, taraf sıfatlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili, taraf sıfatlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davalı ... yönünden davanın reddine, ... yönünden husumet nedeniyle davanın reddine, davalı İSKİ Genel Müdürlüğü yönünden sigortacının açtığı rücu davasında zamanaşımı, sigorta ettirenin aynı şahıs aleyhine açabileceği davanın zamanaşımı süresine tabi olup, zamanaşımı da aynı tarihte başlayacağından BK'nın 41. maddesi gereğince 1 yıllık
zamanaşımı süresine tabi olduğu, kaza tarihinden ve takip tarihinden dava tarihine kadar 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, 6762 sayılı TTK'nun 1301. maddesinden (6102 sayılı TTK m. 1472) kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Belediyeler kamu tüzel kişileri olup, görmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetleri sırasında verdikleri iddia olunan zararlardan dolayı sorumlulukları özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Kamu tüzel kişilerinin, yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkileri kullanırken oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanmakta olup, bu zararların tazmini amacıyla anılan idarelere karşı hizmet kusurlarına dayanılarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca, idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, yolda bulunan rögar kapağı ile ilgili gerekli yol güvenliği ve işaretleme önlemlerini almayan belediye aleyhine hizmet kusuruna dayanılarak dava açıldığından, mahkemece, adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle davalı ... Belediyesi Başkanlığı ve ... yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) “Kapsam” başlıklı 2. maddesi “Bu Kanun, karayollarında uygulanır” hükmünü içermektedir. KTK’nın “Tanımlar” başlıklı 3. maddesi hükmünde; Karayolu, “Trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlar”, Karayolu yapısı, “Karayolunun kendisi ile karayolunun üstünde, yanında, al tında veya yukarısındaki; ada, ayırıcı, otokorkuluk, istinat duvarı, köprü, tünel, menfez ve benzeri yapılar” olarak tanımlanmıştır.
Davaya konu kaza (hasar), şehir içi ulaşımı sağlayan karayolu üzerinde sigortalının araçla seyri sırasında sokak içerisinde bulunan karayolu üzerindeki rögar kapağına çarpma
sonucu meydana gelmiştir. Bu durum karşısında, kazanın meydana geldiği yerin karayolu sayılamayacağından söz edilemez.
2918 Sayılı KTK.’nun 109. maddesinde; "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar" düzenlemesi mevcuttur.
Dava, TTK'nın 1301. maddesine göre rücuan alacak istemine ilişkindir. Anılan maddede düzenlenen halefiyet yasal, sınırlı ve cüzi halefiyet niteliğindedir. Halefiyete dayalı rücu davası esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının onun halefi olarak sigortacı tarafından açılması olduğundan, sigortalı ile ona zarar veren arasındaki yasal hükümlere göre görülüp sonuçlandırılır. Yargıtay’ın 17.01.1972 gün 1970/2 Esas 1972/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararına göre sigorta tazminatını ödeyen sigortacının zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı davada zamanaşımı sigorta ettirenin aynı şahıs aleyhinde açabileceği davanın zamanaşımına tabi ve aynı tarihte başlar. Dava konusu olayda zararı doğuran trafik kazasının 28.03.2008 tarihinde meydana geldiği ve 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesine göre 2 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu tartışmasızdır. Kaza tarihinden sonra iki yıllık süre dolmadan 16.03.2010 gününde davacı tarafından davalılar aleyhine girişilen icra takibi ile BK'nın 133. maddesi uyarınca zamanaşımı kesilmiş, yeniden başlayıp iki yıllık süre içerisinde 24.08.2010 tarihinde isteme konu dava açılmış ve zamanaşımı süresi dolmamış olduğu dikkate alınarak davanın esasına girilerek tarafların iddia, savunma ve delillerinin toplanması neticesinde varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1 ve 2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin Alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 16.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.