MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı mahkemece 5.3.2013 tarihli ek karar ile temyiz talebinin süreden reddine karar verilmiş; bu ek kararın süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araçta meydana gelen 3.434 TL hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalı sürücü ...'ın arkadan çarpma kuralını ihlal etmekten %100 kusurlu olduğunu belirterek 3.434 TL'nın ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar duruşmalara katılmadıkları gibi davaya yazılı olarakta cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 3.434 TL tazminatın ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hükmün davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, mahkemece 5.3.2013 tarihli ek karar ile temyiz talebinin süreden reddine karar verilmiş; bu ek karar, süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta sözleşmesine ve halefiyet kuralına dayanarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması
ile sağlanabilir. 6100 Sayılı HMK'nın 27.maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Kural olarak tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun bazı maddelerinde değişikliği öngören 11.1.2011 tarih 6099 sayılı Kanunun'un 3.maddesi gereğince, Tebligat Kanunu'nun 10.maddesine eklenen ek fıkraya göre "bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Tebligat Kanunu'nun 21.maddesi hükmü uyarınca "kendilerine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösteren adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyat heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarınca imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarname-
si gösterilen adresteki binaya yapıştırılır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır".
Aynı Kanunun 35.maddesine göre kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliğ yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır."
Savunma hakkı ile sıkı sıkıya ilişkili olan adres araştırmasının zabıtaya yaptırılan bir inceleme ile sınırlı tutulmasının hakkın kısıtlanmasına yol açacağı kuşkusuzdur. O halde, adres araştırmasının geniş bir çerçeve içinde ele alınması, soruşturmanın çok yanlı ve özellikle kanuni karine ile tesbit edilen ikametgahta yapılması gerekir.
Somut olayda davalılardan ... adına gönderilen dava dilekçesi Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre tebliğ edilmiştir. Bu adres davalının mernis adresi ise de daha önce bu adreste usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebligat bulunmamaktadır. Tebligat Kanunu'nun 21.maddesi gereğince tebligat yapılması gerekirken, uygulama yeri olmayan 35.maddeye göre yapılan tebligat usule uygun değildir. Adı geçen davalıya kararda aynı adreste bu kez Tebligat Kanunu'nun 21.maddesine göre tebliğ edilmiş ise de, bu defada en yakın komşu, kapıcı veya yöneticiye haber verildiği belgede yazılı olmasına rağmen bu şahısların isimleri belirtilmemiştir.
Diğer davalı ...'ın ise ...,... olan mernis adresinden farklı ...,... adresinde, dava dilekçesi yine Tebligat Kanunu'nun 21.maddesi yerine burada uygulama imkanı bulunmayan 35.maddeye göre tebliğ edilmiş, kararda aynı adreste 21.maddeye göre tebliğ edilmiş yine en yakın komşu, kapıcı veya yönetici ismi gösterilmemiştir.
Davalılara yapılan tebligatlar usule uygun olmadığından, taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılarak hüküm kurulması davalıların savunma hakkının kısıtlanmasına sebebiyet vermiştir.
Bu durumda mahkemece davalı tarafa usulüne uygun biçimde tebliği yapılarak, davalıların savunmalarına ilişkin delillerin toplanması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davalıların savunma haklarını kısıtlar şekilde yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu nedenle davalılar vekilinin temyiz talebinin süresinde olduğunun kabulü ile mahkemenin, temyiz talebinini süre yönünden reddine dair 5.3.2013 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Kabule göre de; HMK'nın 26.maddesi gereğince hakim tarafların talebi ile bağlı olup, talepten fazlasına yada başka bir şeye karar veremez. Davacı vekili, müvekkiline kaskolu araçta meydana gelen 3.434 TL hasar bedelinin davalılardan tahsilini talep etmiş; bilirkişi raporunda 3.206,82 TL hasar miktarının yanında, 420 TL değer kaybı zararı da hasar miktarına eklenerek toplam 3.626,82 TL tazminat bulunmuştur.
Bu durumda mahkemece taleple bağlı kalınarak 3.206,82 TL tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi 3.434 TL tazminatın davalılardan tazminine karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazının kabulü ile mahkemenin 5.3.2013 tarihli ek kararının kaldırılmasına ve hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, bozma sebebine ve şekline göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 30.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.