MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıların sürücüsü ve işleteni oldukları aracın, 06.04.2010 tarihinde müvekkili sigorta şirketi tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile sigorta edilen araca çarpması sonucu, sigortalı aracın hasara uğradığını, araç hasar bedelinin, 14.04.2010 tarihinde sigortalıya ödendiğini belirterek 3.916,00 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., kazaya neden olan aracını, kazadan önce 16.03.2010 tarihli noter satış sözleşmesi ile diğer davalıya satmış olduğunu, zarardan diğer davalının sorumlu tutulması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Diğer davalı ise, yargılamaya katılmamış ve sözlü veya yazılı savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; “…davanın kabulü ile 3.916,00 TL tazminatın 14.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline…” karar verilmiştir. Karar, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, Türk Ticaret Kanunu’nun 1301. maddesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davalı ...’ın aleyhindeki dava, kazaya karışan aracın maliki/işleteni sıfatıyla açılmıştır.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d maddesi hükmünce, noterlerce gerçekleştirilen devir işlemleri araç mülkiyetinin devri için yeterli olup, işlemin tamamlanması için trafik tesciline alıcı adına tescil işlemi yapılması mutlak koşul değildir. Tescil işlemi idari bir tasarruf olup, yaptırılmaması ayrı bir yaptırıma tabidir ve mülkiyetin devri için kurucu nitelik taşımaz. Bunun sonucu olarak da, trafik kayıtları mülkiyeti gösteren sicillerden olmakla birlikte, bu karine kesin değildir. Ayrıca, noter satışıyla devralan, adına tescil işlemi yaptırmamış olsa dahi aracın maliki sayılır.
Somut olayda; kazaya karışan ve davalı ... adına kayıtlı araç, noterlikçe düzenlenen 16.03.2010 tarihli “ Araç Satış Sözleşmesi ” ile diğer davalı ...’e satılmıştır. Kaza ise, 06.04.2010 tarihinde meydana gelmiştir.
Bu durumda mahkemece, davalı ...’ın araç maliki veya işleteni olmadığı anlaşılmakla, hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekirken, diğer davalı ile birlikte tazminattan sorumluluğuna hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Nitekim; mahkemece de gerekçeli kararın yazımı sırasında bu yanlışlık fark edilmiş ve gerekçe bölümünde; “…kaza tarihinde davalı ...’ın aracın maliki olmadığı anlaşılmış ise de sehven kısa kararda müteselsilen ve müştereken tahsiline şeklinde karar verildiği için kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiği...” yönünde açıklama yapılarak hüküm fıkrasında her iki davalı da tazminattan birlikte sorumlu tutulmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ...’ın temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün adı geçen davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...'a geri verilmesine 11.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.