MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu... aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazını davalı ...’a onun davalı ...’e onun da davalı ...’a satışına ilişkin tasarrufların iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, taşınmazı devralanların, davalı borçlunun durumunu bilebilecek kişiler oldukları gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı ... ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davalı ...’in temyiz itirazlarının incelenmesinde, dava dilekçesi temyiz eden ... ’e, 06/09/2002 tarihli ilk satış senedinde bulunan adresten araştırıldıktan sonra Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş ise de adı geçen davalının bilinen son adresinin yazılı olduğu 21/08/2003 tarihli akit tablosundaki adresine tebligat çıkarılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı ... açısından dava dilekçesinin tebliği usulüne uygun olmadığından taraf teşkili sağlanmadan davaya devam edilip hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş, 7201 Sayılı Tebligat Kanununda 19.01.2011 sayılı 6099 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler de nazara alınarak davalı ...'e usulüne uygun tebligat yapılmak suretiyle taraf teşkili sağlandıktan sonra savunma ve delilleri sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, HUMK’nin 388. maddesinin 3-5 bentleri (HMK’nin 297/1-c) hükümlerine göre mahkeme kararlarının asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini mahkemece incelenen maddi ve hukuki olay ve meselelerin özüne mahkemeyi sonuca götüren gerçeklerin ne olduğu hususlarını içermesi zorunludur. Yine Anayasanın 141/3 maddesi hükmü de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olması gereğini düzenlemektedir. Kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde taraflar hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığı anlayabilecekleri gibi karar aleyhine kanun yoluna başvurulduğunda da HUMK’nin 428. (HMK’nin 369.) maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında ancak bu gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı saptanır. Diğer bir ifadeyle Yargıtay denetimi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir. Somut olayda davalı ... açısından “ davalı ...’in durumunu bilebilecek durumdadır” gibi bir cümle ve “apartman görevlisinin aynı apartmanda 8 daire sahibi olmasının hayatın gerçeklerine uygun bulunmadığı” gibi bir ifade yazılmıştır. Bu gerekçe adı geçen davalı açısından yeterli değildir. Zira dava konusu taşınmaz dışındaki yerler işbu davanın borçlusu ...’den alınmadığı gibi davalı ...’ın sunduğu belgeler ve yazılı açıklamasından elde ettiği gelirler ile diğer aile fertlerinin ticari faaliyetleri gösterilmiştir. Hal böyle olunca davalı ... için kabul gerekçesi yeterli olmadığından bu davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekili ile davalı ...’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... ve ...'e geri verilmesine 04/03/2013 tarihinde karar düzeltme yolu açık olarak oybirliği ile karar verildi.