MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Davacı vekili,....Seyahat Tic. Ltd. Şti'ne ait davalıların taşmacılık ve ferdi kaza koltuk sigortacısı olduğu ... Plakalı yolcu otobüsünün 03/07/2010 tarihinde ...'dan ...'a gitmek üzere hareket ettiğini, 04/07/2010 tarihinde saat 02:00 sıralarında beraberindeki yolcularla birlikte önünde nizami olarak seyreden bir kamyona arkadan çarparak meydana gelen trafik kazası sonucunda 11 kişinin ölümüne ve 43 kişinin de yaralanmasına sebep olduğunu, müvekkilinin otobüs yolcularından olup kafasından, karnından ve bacağından yaralandığını ileri sürerek müvekkilinin beden gücü kaybı, çalışamadığı günler için kazanç kaybıyla ilgili zarar gördüğünü açıklamak suretiyle fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla olay tarihinden itibaren işleyecek % 29 avans faizi ile birlikte ... Sigorta'dan şimdilik 1.000 TL, Groupama Sigorta'dan da şimdilik 2.000 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle talebini artırmıştır.
Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davanın kabulü ile; 31.250 TL nin 04/07/2010 tarihinden itibaren yıllık % 29 oranı aşmamak kaydı ile değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı ...den alınarak davacıya verilmesine, 115.506,81 TL sürekli iş görememezlik tazminatından dolayı olay tarihi 04/10/2010 dan itibaren yıllık % 29 oranı aşmamak üzere değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı .... Sigorta A.Şden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1086 Sayılı HUMK'nun 388 ve 389. maddeleri ile 6100 Sayılı HMK'nun karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerektiği gibi, HUMK'nun 388/3. maddesi gereğince (HMK 297/c) hükmün gerekçesinde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesi gerekir.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği T.C. Anayasasının 141/3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini bilmeleri gerekir.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı kısa kararda, “davalıdan alınması” denildiği halde, gerekçeli karar a nolu hüküm fıkrasında “davalı ...den alınarak” ve b nolu hüküm fıkrasında “davalı ... Sigorta A.Ş’den alınarak” denilmiştir. Bu hal, HUMK.’nun 381/2. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de;
Mahkemece, davacının maluliyet oranının belirlenmesi hususunda Adli Yargı Daire Tabibi....’ndan yönetmelik veya tüzk hükümlerinden hangisinden yararlandığı belirtilmeksizin alınmış rapora göre davacının %25 oranında daimi maluliyetinin bulunduğu kabul edilerek aktüer hesabı yaptırılmıştır. Oysa, hükme esas alınan rapor kaza tarihi 04.07.2010 tarihinde yürürlükte olan "Çalışma Gücü ve Meslekte
Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre düzenlenmediğinden ve ayrıca doktor bilirkişinin uzmanlık alanın zihinsel ve psikolojik alana uygun olup olmadığı belirtilmediğinden hükme dayanak yapılması mümkün bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, en yakın üniversitenin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan veya Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nden "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" hükümlerine göre davacının daimi işgücü kaybının tespiti yönünden rapor alınıp, yönetmeliğie uygun maluliyet raporu alındıktan sonra bu maluliyet oranı üzerinden aktüer hesabı yaptırılp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-)Bozma neden ve şekline göre davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma neden ve şekline göre davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 09/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy