(2918 S. K. m. 109) (818 S. K. m. 41, 53, 60)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, 19.6.2007 tarihinde davalı Sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortasıyla sigortalı aracı kullanan müvekkillerin desteğin tamamen kendi kusuruyla meydana gelen kaza sonucu öldüğünü belirterek her bir davacı 1.000,00-TL olmak üzere toplam 5 000,00-TL tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın 2918 Sayılı Kanunun 109. maddesinde öngörülen davanın iki yıllık zaman aşımına uğradığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; A. Z.'in, kendi sevk ve idaresindeki 55 ... 640 plakalı araçla 19.6.2007 tarihinde yaptığı tek taraflı trafik kazası sonucu vefat ettiği, kazanın tek taraflı olması ve kazada ölen ya da yaralanan başka bir kimsenin bulunmaması nedeniyle, ortada cezayı gerektiren bir fiilin varlığından bahsedilemeyeceği, bu sebeple 2918 Sayılı K.T.K.nın 109/1. maddesi gereğince davanın 2 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, kaza tarihiyle dava tarihi arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava trafik kazası nedeni ile 818 Sayılı B.K.nın 53. maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır.
818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir B.K.nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresiyle olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. B. 9, İstanbul 2006, s. 794).
Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında 818 Sayılı B.K.nın 60. maddesi uygulanmaz. 2918 Sayılı K.T.K.nın 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine dair talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/n. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise. bu süre maddi tazminat talepten için de geçerlidir' hükmüne yer verilmiştir.
Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak B.K.60/II (6098 Sayılı T.B.K.nın 72/I), özel olarak da 2918 Sayılı K.T.K.nın 109/M maddesinde düzenleme yapmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken, 2918 Sayılı K.T.K.nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır.
Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK.nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705 ve HGK.nın 16.4.2008 gün, 2008/4-326-325 Sayılı kararlarıyla uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).
Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı B.K.53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine dair ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa: kaza 19.6.2007 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacıların desteğinin vefat ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere 2918 Sayılı K.T.K.nın 109/11 maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Bir kişinin ölümüyle sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacılar desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. K.T.K.nın 109 maddisinin 2. fıkrasındaki "cezayı gerektiren fiil" ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır.
Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı T.C.K.öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine 17.06.2015 gününde Üye E.S.Baydar'ın karşı oyu ve oyçokluğu ile, karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, karayolunda motorlu aracın işletilmesi sırasında tamamen kendi kusuruyla gerçekleşen kaza sonucu vefat eden. araç sürücüsünün ölümü sebebiyle desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacı desteğinin, aracın Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasını düzenleyen sigorta şirketi aleyhine açtığı davada, 2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir.
Yerel mahkemece "sürücünün eyleminin ceza yasalarına göre suç teşkil etmediği, bu sebeple 2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanamayacağı" gerekçesiyle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiş. Davacının temyizi üzerine Dairece "Sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği" gerekçesiyle sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum.
Bilindiği üzere, motorlu aracın işletilmesinden, aracın sürücüsü-işleteni ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı zarar görenlere karşı müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Araç sürücüsünün sorumluluğu, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu hükümlerine, Araç işleteninin sorumluluğu 2918 Sayılı Kanunun 85. maddesi hükümlerine,
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğu ise 2918 Sayılı Kanunun 91/ilk maddesi hükümlerine dayanmaktadır.
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının sorumluluğu, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluğu ile eş değerdir, aynıdır, işleten tarafından ödenen sigorta primi karşılığında motorlu aracın işletilmesinden doğan, işletenin hukuki sorumluluğu, sigorta poliçesiyle sigorta şirketine geçmektedir. Sigorta şirketinin sorumluluğu, poliçe teminatı dahilinde işletenin sorumluluğundan ne bir kuruş eksik ne de bir kuruş fazladır.
Araç sürücüsünün eylemi haksız fiil niteliğinde bulunduğu için sürücünün sorumluluğunun ve buna bağlı olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının sorumluluğunun tayinin de Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerekir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49/1 maddesinde "kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu" hükmü getirilmiştir. Madde metninden de açıkça görüldüğü üzere haksız fiil sorumluluğunun doğması için bir zarar veren, bir de zarara uğrayan olmalıdır.
Zarar veren ve zarara uğrayanın aynı kişi olması, bu iki sıfatın aynı kişide içtima etmesi durumunda elbetteki Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde düzenlenen sorumluluktan söz edilmesi mümkün değildir.
Haksız fiil sorumluluğuyla ilgili zamanaşımı ise 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenmiş, maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinde eylemin cezayı gerektirmesi durumunda uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiştir, işte uyuşmazlığa konu olan, 2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesi, Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1 maddesinin 2. cümlesinin Karayolları Trafik Kanunu'na uyarlanmış halidir.
2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesinde "davanın, cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanununun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu" düzenlenmiştir.
Uzatılmış zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için haksız fiilin aynı zamanda ceza kanunları gereğince suç teşkil etmesi, bunun yanında haksız fiilden doğan tazminat alacağına dair zamanaşımı süresinden daha uzun bir ceza davası zamanaşımı süresi öngörülmüş olması gereklidir. Suç niteliğindeki haksız fiilden doğan alacak hakkının uzatılmış zamanaşımına tabi olması, ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımı süresi öngörülen hallerde tazminat talebinin daha önce zamanaşımına uğramasının hukuk mantığına aykırı olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Zira, hukuk mantığı fail yönünden daha hafif bir müeyyide niteliğindeki, tazminat yükümlülüğünün daha ağır sonuçları olan ceza müeyyidesinden önce zamanaşımına uğramamasını gerektirir.
Bir fiil ancak suç niteliğini haiz ise cezalandırılabilir. Dolayısıyla borçlunun sorumluluğunu gerektiren fiil Ceza Kanunu ve özel yasalarda yer alan ceza hükümlerine göre suç niteliğinde olmalıdır.
Fiilin, suçun objektif ve subjektif unsurlarını ihtiva etmesi gerekli ve yeterlidir. Ancak bu fiil sebebiyle ceza soruşturması yapılması, ceza davası açılması veya borçlunun cezaya mahkum edilmesi şart değildir.
Ceza soruşturması yapılmamış veya ceza davası açılmamış ise fiilin suç niteliğini haiz olup olmadığı hukuk hakimi tarafından takdir edilecek, söz konusu takdirin yapılmasında hukuk hakimi ceza hukuku kurallarını dikkate alacaktır.
Somut olayda; davacı desteği, aracı sevk ve idare etmekte iken tamamen kendi kusuruyla gerçekleşen kazada vefat etmiştir.
Davacı, desteğin haksız fiil mağduru olması sebebiyle tazminat talep etmektedir.
Davacı desteği aynı zamanda haksız fiilin failidir.
Olayda zarar gören davacıların Cumhuriyet Başsavcılığına şikayeti halinde yapılacak soruşturma sonucunda davacıların şikayeti yönünden fail ve mağdur sıfatının aynı kişide birleşmesi sebebiyle suç oluşmayacağından, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.
Tazminat alacaklısı (davacı)nın tazminat isteminin dayanağı olan. desteğinin dikkatsiz ve tedbirsizlikle kendi ölümüne sebebiyet vermesi olayında suçun mağduru ve faili sıfatı aynı kişide içtima ettiğinden ceza hukukunun genel ilkelerine göre bu eylem suç teşkil etmeyecek, dolayısıyla davacının tazminat istemi yönünden 2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesi hükümleri uygulanmayacaktır.
Sonuç olarak, desteğin tamamen kendi kusuruyla dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesi kendi ölümüne sebebiyet verme eylemi, mağdur ve fail sıfatının aynı kişide içtima etmesi sebebiyle 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve özel ceza yasalarında suç olarak tanımlanmış bir eylem değildir. Desteğin eyleminin karşılığı ceza yasalarında düzenlenmemiştir.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi olarak da adlandırılan 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesinde "1-kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacağı, kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacağı, 2-idarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağı, 3-kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamayacağı, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağı" öngörülmüştür.
5237 Sayılı Kanunun 2. maddesi hükmüne göre, tazminat alacaklısı (davacı)nın, desteğinin ölümü sebebiyle tazminat talep etmesinde eylemin faili de mağduru da aynı kişi olduğundan, desteğin eylemi suç teşkil etmediğinden uyuşmazlıkta 2918 Sayılı Kanunun 109/2 maddesinde düzenlenen uzatılmış zamanaşımının uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan sebeplerle yerel mahkeme kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle BOZULMASINA dair sayın çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy