(3402 S. K. m. 40)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Hazine tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 1646 parsel sayılı 64 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı Hazine tarafından davalı Hasan Bakkal aleyhine açılan tapu iptali elatmanın önlenmesi ve binanın kali davası tapulama mahkemesine devir edilmiştir. T. S. Elçin satın almaya dayanarak davaya katılmış, mahkemece çekişmeli 1646 sayılı parselin katılan T. S. Elçin adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davaya katılanların çekişmeli taşınmazı tespit tarihinden sonra noterde düzenlenen satış vaadi sözleşmesiyle satın aldıkları anlaşılmaktadır. Tapuda kayıtlı bulunan çekişmeli parselin 3402 sayılı Yasanın 40. maddesine uygun biçimde yapılmış bir satış işleminin varlığını kabul etme olanağı yoktur. Kadastro Mahkemesinin görevi bir taşınmaz hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. Tespitten sonraki uyuşmazlıkların Genel Hukuk Mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğu için yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulmaları zorunludur.
Hal böyle olunca, davaya katılanların davaya katılma dilekçesinin görev yönünden reddine, tutanağın onaylı bir örneğinin dosya içerisinde bırakılarak dava dosyasının görevli Keşan Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Dava konusu taşınmazın bulunduğu 87 hektar 5000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 9.11.1964 tarihinde idari işlemle Belediye adına tapuya tescil edildiği ve Belediye tarafından çekişmeli parselin davalıya tapuda satıldığı ve dava konusu taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık çekişmeli parselin bulunduğu alanın niteliği itibariyle tapuya tescilinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece çekişmeli taşınmazın kıyı şeridi dışında kaldığı kabul edilerek tapu kaydına değer verilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Ne var ki, kıyı şeridi konusunda yapılan araştırma ve uygulama hüküm kurmaya yeterli değildir. Davacı Hazine öncesi bir bütün olan taşınmazların bitişik mera parsellerinin devamı olduğunu ileri sürmüştür. O halde ifraz yolu ile ayrılan ve tümü dava konusu yapılan parseller bir bütün kabul edilerek onları dıştan çevreleyen taşınmazlara ait tutanak örnekleri ile dayanağı kayıt ve belgeler ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilmeli, 3621 sayılı Kıyı Yasası uyarınca kıyı kenar çizgisinin idare tarafından belirlenip belirlenmediği araştırılmalı, belirlenmemiş ise anılan yasa hükümlerine göre idareden kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi istenmeli, üç kişilik jeolog bilirkişi aracılığı ile keşif yapılarak taşınmazın idare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisi içinde bulunan kumsal alan kapsamında kalıp kalmadığı, kıyı kenar çizgisi içinde kalmıyorsa iddia edildiği gibi bitişik mera parsellerinin devamı olup olmadığı bakımından usulen mera araştırması yapılmalı, bütünü dıştan çevreleyen parsel kayıtlarının idari yoldan oluşturulan Kasım 1964 tarihli tapu kaydının kapsadığı alanı ne olarak gösterdiği incelenerek bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu denetlenmeli, yapılan uygulama uzman bilirkişi tarafından düzenlenecek birleşik haritaya yansıtılarak keşfi izleme olanağı sağlanmalı, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacı Hazinenin temyiz itirazları yerindedir, kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA 22.1.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy