(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacılar E. Tosun, H. Kınacı tarafından süresi içinde temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 3252 parsel sayılı 5862 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydı, satın alma, irsen intikal, taksim nedeniyle davalılar F. Altay, H. Bayram adlarına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacılar taşınmazın miras bırakan Seyit'e ait olduğunu Seyit'in ölümü ile terekesinin taksim edildiğinin doğru olduğunu, ancak taksime göre taşınmazın kavak dikili kısmın yarısının davalı H.'ye diğer yarısının da kendileri ile davalı F.'ya bırakıldığını ileri sürerek, birleştirilen dosyanın davacısı Ü. İlhan ise kendisine ait 3255 sayılı parsel ile davalılara ait 3252 sayılı parsel arasında yol olduğunu bu yolun 3252 parsele katıldığını ileri sürerek dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine dava konusu 3252 sayılı parselin tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar E. Tosun, H. Kınacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Taşınmazın ortak miras bırakan 1960 yılında ölen Seyit'ten kaldığı, Seyit'in ölümünden sonra terekesinin mirasçıları arasında taksim edildiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi bu yön mahkemenin de kabulündedir. Uyuşmazlık, taksimle taşınmazın tümünün davalılara mı yoksa taşınmaz içerisinde dava edilen yerlerin davacılara geri kalan bölümünün davalılara mı isabet ettiği yönünde toplanmaktadır. İki aynı tarihte yapılan keşifte dinlenen bilirkişi ve tanıklar bu konuda çelişkili beyanda bulundukları halde aradaki çelişkinin giderilmesi yoluna gidilmemiştir. Taksimle mirasçılık ilişkisi son bulacağından zilyet yararına kazandırıcı zamanaşımı hükümlerinin işleyeceğinden duraksamamak gerekir. Hal böyle olunca miras bırakan Seyit'in ölümünden sonra taşınmazlarının mirasçıları arasında hangi tarihte taksim edildiği, taksime konu edilen taşınmazlarda kimin hangi tarihten beri, ne şekilde zilyet bulunduğu önem arz etmektedir. Bunun yanında dava edilen yerler üzerindeki ağaçların kim tarafından hangi tarihte dikildiği de tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için taraflardan taşınmazı iyi bilen tanık göstermeleri istenmeli, önceden dinlenen bilirkişi ve tanıklarla tespit bilirkişileri ve gösterilecek tanıklar hazır edilmek suretiyle yerinde yeniden keşif yapılarak Seyit terekesinin mirasçıları arasında hangi tarihte taksim edildiği, taksiminde taşınmazın tümünün davalılara mı yoksa içerisindeki dava edilen bölümlerin davacılara, kalan kısmının davalılara mı isabet ettiği, dava edilen yerleri kimlerin zilyet ettiği içerisindeki kavak ağaçlarının kim tarafından hangi tarihte dikildiği ve yetiştirildiği olaylara dayalı olarak bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı sorulup kesin olarak saptanmalı, taşınmazın tümü davalılara isabet etmekle beraber dava edilen yerdeki ağaçların davacılar tarafından dikilip yetiştirilmesi ve zilyetliklerinin süresinde tespit tarihine kadar 20 yıla ulaşması halinde yararlarına mülk edinme koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerektiği, ağaçların taksimden önce miras bırakan tarafından dikilip bakım ve gözetiminin davacılar tarafından yerine getirilmesi halinde ise bu şekilde sürdürülen zilyetliğin iktisap sağlayıcı bir zilyetlik olmadığı düşünülmeli, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda yöntemine uygun bir biçimde giderilmeli ve ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 07.03.1996 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy