(2873 S. K. m. 3, 5, 15) (2709 S. K. m. 43, 141) (3402 S. K. m. 18) (2797 S. K. m. 45) (3621 S. K. m. 4, 9) (1086 S. K. m. 77)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Hazine vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 129 ada 215 parsel sayılı 567.50 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı adına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde Hazine taşınmazın kıyı kenar çizgisi ve milli park sahası içinde kaldığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın reddine ve dava konusu parselin davalı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazın 2873 sayılı Milli Parklar Yasası'nın 3. maddesi gereğince Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilen Milli park alanında kaldığı ve kadastro tespitinin ilan tarihinden önce yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Anılan kanunun 15. maddesi gereğince Milli Park alanında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılmasına olanak yoktur. Kanunun 5. maddesinde ise milli park alanları içinde kalan gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmazların kamulaştırılması öngörülmüştür. Bu hükümden kanunun kazanılmış haklara dokunmadığı ve getirtilen kuralların geriye yürütülemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden taşınmazın bulunduğu alanın milli park alanı olarak ilan edildiği tarihe kadar zilyetlikle iktisap şartlarının davalı taraf yararına gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlere ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre davacı Hazinenin diğer temyiz itirazları yerinde değildir. REDDİNE,
Ancak, Anayasa'nın 43 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 18/2 maddelerine göre kıyının zilyetlikle kazanılması mümkün değildir. Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan kıyıyı oluşturmaktadır.
Kıyının belirlenebilmesi için kıyı kenar çizgisinin doğru olarak saptanması gerekir. 28.11.1997 gün 1996/5-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kıyı kenar çizgisinin saptanmasına ilişkin biçim ve yöntemler açıklanmıştır. 2797 sayılı Yargıtay Yasası'nın 45/5 maddesi uyarınca İçtihadı Birleştirme Kararlarının adli yargı yönünden bağlayıcı olup görülmekte olan davalara da uygulanması zorunludur. Dava konusu taşınmazında bulunduğu bölgede idare tarafından Beyşehir gölüne ait kıyı kenar çizgisinin belirlendiği bu kararın göl kıyısında taşınmazları bulunan kişilere tebliğ olunmadığı ve böylece kıyı kenar çizgisinin belirlenmesine ilişkin kesinleşmiş idari yargı kararı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda kıyı kenar çizgisinin İçtihadı Birleştirme kararında öngörülen biçimde mahkemece belirlenmesi zorunludur.
3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 4/2 maddesinde kıyı kenar çizgisi; deniz, tabii ve suni göl ve akarsulardan kıyı çizgisinden sonraki kara yönünden su hareketlerini oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanlar doğal sınır olarak tanımlanmıştır. Kıyı kenar çizgisinin bu tanıma uygun olarak belirlenmesi gerekir. İdare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisi ile fen bilirkişileri tarafından belirtilen kıyı kenar çizgileri arasında belirgin bir farklılık bulunmaktadır. İçtihadı Birleştirme Kararında idari işlemin takdiri delil niteliğinde olduğu vurgulanmıştır. Mahkemece idari işlemle belirlenen kıyı kenar çizgisine ilişkin olarak Kıyı Kanunu'nun 9/2 maddesi uyarınca komisyon tarafından düzenlenen karar ve ekleri getirtilmemiş ve teknik bilirkişiler tarafından bu yön açıkça irdelenmemiştir.
O halde idari komisyonun gerekçeli karar ile bu kararın oluşumuna ilişkin belge ve haritalar ile taşınmazın bulunduğu bölgeye ilişkin en eski tarihli askeri haritalar, hava fotoğrafları ve memleket haritaları getirtilmeli, jeolog, jeoloji mühendisi ve jeomorfologdan oluşan üç kişilik teknik bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif yapılmalı, devlet su işlerinin su kotlarına ilişkin bildirim ve verileri de dikkate alınarak değişik kodlardan toprak örnekleri alınarak tahlilleri yapılmak ve önceki teknik bilirkişi raporu da değerlendirilmek suretiyle ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak kıyı kenar çizgisi belirlenmelidir. Teknik bilirkişilerin hükme dayanak yapılan raporu yukarıda açıklanan doğrultuda olmadığından bu rapora dayanarak hüküm kurulması isabetli değildir.
Anayasa'nın 141/4 ve HUMK. nun 77. maddeleri gereğince davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. ... köyünde bulunan ve göl çevresinde olan taşınmazların tümünün davalı olduğu anlaşılmaktadır. Kadastro tespiti sırasında taşınmazlar, tapu kaydı, vergi kaydı veya kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle kişiler adına tespit edilmiş, Hazine taşınmazların kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek iptal ve Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Bu durumda kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi için her davada ayrı ayrı keşif ve inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle bir dosya üzerinde keşif yapılmalı, teknik bilirkişiler tarafından düzenlenecek raporların onaylı örnekleri diğer dava dosyalarına konulmalı, kişiler tarafından kıyı kenar çizgisine yönelik olarak ayrıca itiraz vaki olduğu takdirde durum değerlendirilmeli, taşınmazın üzerinde ya da bulunduğu bölgede korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunup bulunmadığı kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulundan sorulmak suretiyle bu yönler üzerinde durulup deliller ona göre takdir edilip sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Sonuç: Davacı Hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA 17.12.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy