(743 S. K. m. 639) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında görülen tespite itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda: Davanın reddine ilişkin (Bozyazı Kadastro Mahkemesi)nden verilen 27.5.1999 gün ve 17/16 sayılı hükmün duruşma yapılması isteğiyle Yargıtayca incelenmesi davacılar N. ve müşterekleri vekilleri tarafından istenilmiş olmakla temyiz isteğinin süresinde olduğu tespit edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 231, 232, 234 parsel sayılı 3350, 2800, 6000 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar vergi kaydı ile irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davacı-davalı M. ile davalı taraf adlarına paylı olarak tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde irsen intikale ve pay satınalmaya dayanarak davacı M.'in tüm parseller, satınalma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davacılar K. ve N.'ın 231 ve 232 nolu parseller, dava A. A.'nin ise 234 nolu parsel hakkında açmış oldukları davalar birleştirilerek görülmüştür. Mahkemece, davaların adı geçenin beyanı doğrultusunda davacı A. A. adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar K., N. ile A. A. tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazların 1932 yılında ölen M.'den kaldığı, terekesinin taksim edildiğinin kanıtlanamadığı, bunun sonucu olarak mirasçılardan A.'in 231 ve 232 nolu parselleri K. ve N.'a, mirasçılardan M.'in de 234 nolu parseli davacılardan A. A.'ye satışının geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Taşınmazların M.'den kaldığı yanlar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi mahkemenin kabulü de bu yoldadır. Ayrıca A. ile K. ve N. arasında düzenlenen 12.3.1969 tarihli senedin 231, 232, M. ile A. A. arasında düzenlenen 6.7.1964 tarihli ve 15.3.1965 tarihli senedin 234 nolu parsele aidiyeti yönünden de keza bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, M. terekesinin taksim edilip edilmediği, edilmemişse davacıların satın alımına değer verilip verilemeyeceği yönlerinde toplanmaktadır. Bilirkişi ve tanıklar M. terekesinin taksim edildiği konusunda bilgi sahibi olmamalarına rağmen uzun süreli olarak 231, 232 nolu parsellerin A.'i, 234 nolu parselin ise M.'in zilyet ettiklerini ve ondan sonra da satışlarıyla davacılara geçtiğini söylemişlerdir. Dava dışı 881 nolu parselle ilgili olarak daha önce N. tarafından A. A. ve arkadaşları aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahkemece taşınmazın M.'den geldiği ve terekesinin taksim edildiği düşüncesiyle davanın reddine karar verildiği ve verilen kararın kesinleştiği görülmüştür. Buna karşın yine M.'den kalan 233 nolu parselle ilgili davada da M. terekesinin taksim edilmediği düşüncesi ile davanın kabulüne karar verildiği getirtilen dosyanın incelenmesinden anlaşılmıştır. M.'in 1932 tarihinde ölümü üzerine, ölüm tarihinden itibaren başladığı kadastro tespitinin de 1972 yılında yapıldığı düşünüldüğünde K. ve N.'la satıcıları A.'in zilyetliklerinin süresi 40, tespitin 1989 yılında yapıldığı kabul edildiği takdirde ise zilyetlik sürelerinin toplamı 50 yılı aşmaktadır. M. ve A. A. için de 234 nolu parsel yönünden durum aynıdır. Uzun süreli ve çekişmesiz süregelen fiili zilyetliğin taksimin karinesi olarak kabul edilmesi gerektiğinde duraksamamak gerekir. Öte yandan taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Kadastro tespit tarihi olarak 1972 yılı esas alındığında satış tarihleri ile tespit tarihleri arasında davacıların zilyetliğinin süresi 20 yıla ulaşmamakla beraber tespit tarihi olarak 3.7.1989 tarihi nazara alındığında süre 20 yılı aşmaktadır. Yasal anlamda bir tespitten söz edilebilmesi için taşınmazın tespit tarihindeki geometrik ve hukuki durumunun duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi gerekir. 1972 yılında yapılan tespit sırasında tutanakların malikhaneleri doldurulmadığına ve bunun sonucu olarak gerekli ilanlar yapılmadığına göre tespit tarihi olarak 1989 yılının esas alınması gerekir. Gerek MK. 639. ve gerekse 3402 sayılı Kadastro Yasasının 14. maddesinde "iyiniyet" ilkesine yer verilmemiştir. Satışın geçersiz olduğu düşünülse bile davacıların satış gününden başlayan zilyetlikleri tespit tarihine kadar 20 yıla ulaştığından taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunun kabulü zorunludur. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında mahkemece davanın kabulüne karar vermek gerekirken değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere reddi yoluna gidilmiş olması doğru değildir.
Davacılar K. ve N. ile A. A.'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA) ve peşin alınan harçların iadesine, Yargıtay duruşması için takdir edilen 6.000.000 lira avukatlık ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekil ile temsil edilen davacılara verilmesine, 3.7.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy