(3402 S. K. m. 30) (743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm davalılar İ., Y., S., O., Y., B. ile S. ve A. mirasçıları tarafından süresi içinde duruşma istekli olarak temyiz edilmiş ise de dava konusu taşınmazın Yargıtay duruşması için gerekli tebligat masrafları ödenmediğinden duruşma isteminin masraf yönünden reddi ile incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında temyize konu 143 ada 12 ila 16, 18, 20, 22, 23, 39 parsel sayılı taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ayrı ayrı davalılar adlarına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parsellerin davacı ve müşterekleri ile davalılar adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalılar İ., Y., S., O., Y., B. ile S. ve A. mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazların davacı tarafın dayandığı tapu kaydı kapsamında kaldığı, davalıların zilyetliğin tapu tesis tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 20 yıla ulaşmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmektedir. Davacı e.'nin dayandığı tescil ilamına dayalı olarak oluşturulan Mayıs 1984 tarih, 7 sıra numaralı tapu kaydının taşınmazlara uygunluğu keşfen saptandığı gibi bu yön mahkemenin de kabulündedir. Kayıt 1/3 pay için oluşturulmuştur. Tapu kaydının ve dayandığı ilamın, ilamın tarafı olmayan davalılar yönünden bağlayıcı olmadığında duraksamamak gerekir. Bilgisine başvurulan bilirkişi ve tanıklar 15 ve 16 no'lu parsellerin öncesinin köy boşluğu olup köy muhtarlığınca davalılara satıldığın anılan taşınmazlarda satış gününden beri diğer taşınmazlarda 50-60 yıldan beri davalılar ve miras bırakanların aralıksız çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyet olduklarını söylemişlerdir. Şu hale göre davacı tapusunun oluştuğu ve daha doğrusu tescil davasının açıldığı güne kadar taşınmazlar üzerinde davalılar yararına mülk edinme koşulları gerçekleşmiş olmaktadır. Hal böyle olunca davacının dayandığı tapu hukuku dayanaktan yoksun bulunmaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere tescil ilamının tarafı olmayan davalılar yönünden bağlayıcılığı bulunmadığına göre mahkemece davanın reddine ve taşınmazların tespit gibi davalılar adına tesciline karar vermek gerekirken kabulü yoluna gidilmiş olması doğru olmadığı gibi,
Kabule göre de davada 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 30/2 maddesindeki üç ayrık halden hiçbirisinin mevcut bulunmadığı dikkate alınarak davacının davasının 1/9 payı ile sınırlı olarak kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın tarafı olmayan kişiler lehine tescil kararı verilmiş olması da doğru değıildir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirafları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine, 26.2.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy