(743 S. K. m. 599)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı İbrahim A. tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 1952, 1953, 1954, 1955, 1960, 1961, 2012, 2015, 2016, 2017, 2154, 2156, 2157, 2158, 2235, 2301, 2302, 2306, 2307, 2392, 2393, 3093 ve 4911 parsel sayılı sırasıyla 20700, 40.000, 29.000, 40400, 24200, 18300, 8200, 6400, 5200, 5300, 9500, 11200, 6300, 22300, 7600, 1400, 2080, 3600, 3100, 4000, 2600, 8700, 11009 metrekare yüzölçümlerindeki taşınmazlardan 2235, 2301, 2302, 2306, 2307, 2392, 2393, 1953, 1960, 2012, 2017, 2154, 2156 nolu parseller Salih A., 1952, 1961, 2016 nolu parseller Sadettin A.; 3093, 1954, 2015, 2158 nolu parseller Muni A., 1955, 2157 nolu parseller Hüseyin Avni A. adlarına irsen intikal, satış taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle; 4911 sayılı parsel ise aynı nedenle Mehmet Ali A. adına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde İbrahim A. kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve miras payına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine ve dava konusu 1952, 1953, 1954, 1955, 1960, 1961, 2012, 2015, 2016, 2017, 2154, 2156, 2157, 2158, 2235, 2301, 2302, 2306, 2307, 2392, 2393, 3093 nolu parsellerin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm davacı İbrahim A. tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, taşınmazların ortak miras bırakan 1978 yılında ölen Hacı Hasan Hilmi A.'dan kaldığı, ölümünden sonra terekesinin taksim edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Taşınmazların ortak miras bırakan Hacı Hasan Hilmi A.'tan kaldığı, uyuşmazlık konusu olmadığı gibi bu yön mahkemenin de kabulündedir. Davacı taşınmazlarda miras payı bulunduğunu ve terekenin taksim edilmediği iddiası ile dava açmış, davalı taraf ise terekenin taksim edildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Uyuşmazlık, Hilmi A. ölümünden sonra terekesinin geçerli bir biçimde taksim edilip edilmediği yönünde toplanmaktadır. MK. nun 599 maddesine göre kural, terekenin doğrudan mirasçılara intikal etmesidir. Hal böyle olunca taksim olgusuna dayanan davalıların bu iddialarını kanıtlamaları gerekir. Geçerli bir taksimden söz edilebilmesi için taksime tüm mirasçıların ya da temsilcilerinin katılmaları, her mirasçıya hangi mevkiden taşınmaz mal verildiğinin, taşınmaz mal verilmeyen mirasçının ise ne şekilde razı edildiğinin sabit olması gerekir. Bilgisine başvurulan bir kısım bilirkişi ve tanıklar taksim olgusu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını bildirmelerine karşın, bir kısım bilirkişi ve tanıklar Hilmi'nin ölümünden sonra terekesinin taksim edildiğini duyduklarını haber vermişler ve fakat taksime tüm mirasçılarının ya da temsilcilerinin katılıp katılmadıkları konusunda ayrıntılı beyanda bulunmamışlardır. Davalılar, davacının kendisine taksimen isabet eden yerleri başkalarına sattığını ileri sürmüş iseler de satılan taşınmazların mevkii ve parsel numaraları hakkında bilgi vermemişlerdir. Diğer taraftan daha önce Hacı Hasan Hilmi A. bir kısım mirasçıları tarafından diğer mirasçıları aleyhine Asliye hukuk Mahkemesinde açılan hisseye vaki elatmanın önlenmesi davasının yargılaması sırasında davalılar Sadettin A., Nuri A., H.Torun A. ve Salih A. ile davacı İbrahim A. 10.7.1981 günlü dilekçelerinde miras bırakanlarının ölümünden sonra terekesinin resmen taksim edilmediğini bildirdikleri halde, dilekçe içeriklerinin doğru olup olmadığı ve dilekçedeki imzaların kendilerine ait olup olmadığı sorulmamış ve dolayısıyla söz konusu beyanların kendilerini bağlayıp bağlamayacağının karar yerinde tartışılması da yapılmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde taraf tanıkları ve tespit bilirkişileri ile önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişiler huzurunda yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi ve tanıklardan Hacı Hasan Hilmi A. sağlığında taşınmazları çocukları arasında paylaştırıp paylaştırmadığı ya da satıp satmadığı, böyle bir durumun söz konusu olmaması halinde ölümünü takiben terekesinin tüm mirasçılarının ya da temsilcilerinin katılımıyla taksim edilip edilmediği, edilmişse tarihi, her mirasçıya köyün hangi mevkiinden taşınmaz mal verildiği, taşınmaz mal verilmeyen mirasçının ne şekilde razı edildiği, taksim sonucu davacı İbrahim'in kendisine isabet eden yerleri üçüncü kişilere satıp satmadığı, her bir parselde kimin hangi tarihten beri zilyet olduğu, zilyetliğin uzun süreli olması halinde yörede bu halin neyin sonucu olduğu, İbrahim'e taksimde isabet eden yerlerin babası Hasan Hilmi A. tarafından satılıp satılmadığı olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, gerektiğinde yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak komşu parsel malik ya da zilyetlerinin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, davacı ile bir kısım mirasçıların hisseye vaki elatmanın önlenmesi davasının yargılama aşamasında verdikleri dilekçeler kendilerine okunarak içeriklerinin doğru olup olmadığı ve imzalarının kendilerine ait bulunup bulunmadığı sorulup beyanları imzaları ile belgelendirilmeli ve ona göre beyanlarının bağlayıcılığı üzerinde durulmalı, terekenin taksim edildiğinin anlaşılması durumunda Hacı Hasan A. ile oğulları Sadettin, Nuru, Hacı Torun, Hüseyin, Hacı İbrahim ve Salih arasında düzenlenen hibe ve satış senetlerinin geçerli olup olamayacağının ve dolayısıyla değer verilip verilmeyeceğinin karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi yapılmalı, her bir mirasçıya taksimen verilen yerlerin parsel numaraları bildirildiğinde tutanakları getirtilip incelenerek bu yöndeki bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu denetlenmeli, fen bilirkişisine raporlu kroki düzenlettirilmeli ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönlerin gözetilmemiş olması doğru olmadığı gibi,
Kabule göre de; davacı İbrahim'in 4911 nolu parselle ilgili Kadastro Mahkemesinin 1996/15 esasında kayıtlı davanın taraflar arasında bulunmadığı ve bunun sonucu olarak verilen kararın İbrahim yönünden bağlayıcılığı olmadığı düşünülerek İbrahim'in bu parsele yönelik davası hakkında da olumlu yad a olumsuz bir karar vermek gerekirken bu yönün gözardı edilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Davacı İbrahim A.'un temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 19.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy