(3402 S. K. m. 27, 30)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacılar vekilleri tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 819, 827, 832, 840, 853, 854, 856, 857, 858, 860, 861, 862, 863, 864 ve 874 parsel sayılı sırasıyla 13125, 6250, 10875, 4250, 15.000, 9000, 36250, 16875, 9000, 10.000, 34750, 7750, 14375, 18375, 33125 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan 819, 827, 832, 840, 853, 854 nolu parseller irsen, intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ayrı ayrı bir kısım davalılar adına; 856, 857, 858, 860, 861, 862, 863, 864, 874 nolu parseller ise tapu ve vergi kaydı nedeniyle ayrı ayrı, bir kısım davalılar adına tespit edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacılar Musa Ö. mirasçıları tarafından Reşit Ş. mirasçıları ve Muktedir Ş. aleyhine açılmış olan ferağa icbar ve men'i müdahale davası ile davacılar Şah İsmail Ö. ve arkadaşları tarafından Yusuf Ş. aleyhine açılmış olan men'i müdahale davası görevsizlikle Kadastro Mahkemesine devredilmiştir. Dursun ve Zeynel Ö. 819 ve 827 parsele yönelik olarak harici satın alma, irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Davalar birleştirilerek görülmüştür. Mahkemece 862 nolu parselin dava konusu olmadığı belirtilerek diğer parseller yönünden davanın reddine ve bu parsellerin tespit gibi tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Tespitten önce Asliye Mahkemesinde açılmış derdest davalar bulunduğuna göre tutanakların malik hanelerinin doldurulmuş olması hukukça değer taşımaz, Asliye mahkemesinde açılan elatmanın önlenmesi ve ferağa icbar davaları görevsizlikle kadastro mahkemesine aktarıldığına göre uyuşmazlığın 3402 sayılı kadastro yasasının 30/2 maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir bir nitelik arz ettiğinde duraksamamak gerekir. Diğer taraftan aynı yasanın 27/3 maddesinde henüz kesinleşmemiş olan bu tür davalara kaldıkları noktadan bu kanunda öngörülen esas ve usul dairesinde devam olunacağı hükme bağlanmıştır. Yasanın bu açık hükmü karşısında mahkemece öncelikle davaya konu parsellerin asliye mahkemesinden aktarılan davalara konu olan yerler olup olmadıklarının kesin olarak saptanması zorunludur. Açıklandığı biçimde bir belirleme yapılmamıştır. Tapuya dayalı elatmanın önlenmesi davasında davanın konusu, tapu kapsamında kalan yerlerdir. Ne var ki yerel bilirkişilerin tapu kayıtlarının uygulanmasıyla ilgili sözleri soyut içerikli ve gerekçeye dayanmadığı gibi yapılan keşif ve uygulamayı izlemeye olanak verecek biçimde kroki de düzenlettirilmemiş, her bir taşınmazda kim ya da kimlerin zilyet ettikleri, zilyetliklerinin süresi ve sürdürülüş biçimi de gereği gibi araştırılmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez, o halde, taraflardan dava konusu taşınmazları ve yöreyi iyi bilen yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen bilirkişilerle tüm tespit bilirkişileri ve taraflarca gösterilecek tanıklar huzurunda yerinde yeniden keşif yapılarak yaşlı ve yansız kişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla dayanılan Mayıs 1341 tarih 52 ve 58 sıra nolu tapu kayıtları gereği gibi yerlerine uygulanarak taşınmazlara uyup uymadıkları, uymaları halinde kapsamları kesin olarak saptanmalı ve ona göre davalı taşınmazların Asliye Mahkemesinden aktarılan davaların konusu olup olmadıkları belirlenmeli, bilirkişilere kayıtlarda okunan sınırlar arazi üzerinde göstertilip yerleri düzenlenecek krokiye işaret ettirilmeli, bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar olduğunda tanıkların bilgisine başvurulmalı, tarafların miras bırakanları arasında daha önce Tercan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan elatmanın önlenmesi davası sonunda verilen ve kesinleşen 1944/21-35 sayılı ilamın uygulaması yapılarak taşınmazlarla ilgisi belirlenip ona göre davaya etkisi ve taraflar yönünden bağlayıcı olup olamayacağı üzerinde durulmalı, bilirkişi ve tanıklardan Musa Ö.'in tapu dışı olarak kimlerden pay satın aldıkları, her bir parselde kim ya da kimlerin zilyet ettikleri, zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, zilyetliğin süresi ve sürdürülüş biçimine göre kayıtların hukuki değerlerini koruyup korumadıklarının karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi yapılmalı, ayrıca tutanaklarda yazılı vergi kayıtlarının uygulaması yapılarak taşınmazlara uyup uymadıkları saptanmalı, davanın 3402 sayılı kadastro yasasının 30/2 maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir bir nitelik arz ettiği göz önünde bulundurularak gerçek hak sahibinin belirlenmesi yönünden mahkemece lüzum görülecek deliller re'sen toplanarak tapu kayıtlarının taşınmazlara uymaması ve herhangi bir kişinin de zilyetliğinin 20 yıla ulaşmaması durumunda gerçek hak sahibi Hazine adına tescil kararı verilebileceği düşünülmeli ve yine tapunun uymaması halinde taşınmazların mera yada devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup olmadığı konusunda bilirkişi ve tanıklardan yeterli bilgi alınmalı, fen bilirkişisine yapılan keşif ve uygulamayı ve kayıtlarda geçen sınır yerlerini yansıtır biçimde geniş kapsamlı raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu yönlerin gözetilmemiş olması doğru olmadığı gibi 862 nolu parsel hakkında sicil oluşturmaya esas olacak olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 19.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy