(3402 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Muhammet A. tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 127 ada 89 parsel sayılı 723.94 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal, taksim, satınalma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle payları oranında Muhammet, Emine ve Fatime adlarına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı Muhammet Albuz irsen intikal, taksim, satınalma ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve payının daha fazla olması gerektiğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın reddine ve dava konusu parselin tespit gibi payları oranında davacı ve davalılar adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Muhammet A. tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastroca taşınmaz irsen intikale, taksime, satın alma ve zilyetliğe dayalı olarak davacı ve davalılar adlarına tespit edilmiş, davacı süresinde açmış olduğu dava ile taşınmazın kök miras bırakanları dedesi Rıza'nın babası Mahmut'tan geldiğini, Mahmut'un iki evliliğinden doğan 6 çocuğu arasında yapılan taksimde birinci eşinden olma çocukları Rıza, Birnaz ve İlyas hissesine isabet ettiğini, daha sonra Birnaz'ın tek mirasçısı Mahir'in annesinden gelen payın yarısını dayısı İlyas'ın erkek çocuklarına, yarısını ise dayısı Rıza'nın erkek çocukları Mehmet, Hüseyin ve Cemal'e sattığını, takiben Hüseyin'in de Mahir'den satın aldığı payla babası Rıza'dan gelen payını 6.10.1995 tarihli senetle kendisine sattığını, Cemal'in payına karşılık başka mevkiiden taşınmaz verildiğini bu nedenle taşınmazdaki payının daha fazla olması gerektiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, davalılar ise tespitin doğru olduğunu taşınmazın babaları Rıza'dan kaldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır. İddia ve ileri sürülüşe, savunmaya ve tespit nedenine göre uyuşmazlık, taşınmazın kök miras bırakan Mahmut'tan mı yoksa Mahmut'un oğlu ve tarafların babaları bulunan Rıza'dan mı kaldığı yönlerinde toplanmaktadır. Bilgisine başvurulan yerel bilirkişi tespitin doğru olduğunu taşınmazın Rıza'dan kaldığını ve zilyetliğinde davacı olduğunu, tek davacı şahidi ise aksine taşınmazın Mahmut'tan geldiğini, ondan Rıza'ya intikal ettiğini, Rıza'nın da ölümünden sonra çocuklarına kaldığını, önce babası Mehmet'in sonrada davacının zilyet ettiğini söylemişlerdir. Yerel bilirkişi ile tanık sözleri arasında işin esasına ilişkin olan çelişkinin giderilmesine çalışılmamış, tespit bilirkişileri dinlenilmemiş, davacı vekili 1.2.2002 günlü dilekçe ile mirasçıları taksimen verilen parsel numaralarını bildirmesine rağmen tutanakları getirtilip incelenerek iddianın doğruluğunun denetlenmesi yoluna gidilmemiş, ayrıca konuyla ilgili diğer mirasçıların bilgilerine de başvurulmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, gerek davacı ve gerekse davalılardan taşınmazı ve öncesini bilen tanık göstermeleri istenmeli, gerek kök miras bırakan Mahmut ve gerekse Rıza'dan alınmış veraset belgeleri varsa ibraz ettirilmeli, yoksa verasete esas aile nüfus kayıt tabloları getirtilmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkla tüm tespit bilirkişileri, hayatta bulunmaları halinde senet mümzileri ve taraflarca gösterilecek tanıklar huzurunda yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın davacının iddia ettiği gibi kök miras bırakan Mahmut'tan mı yoksa davalıların ileri sürdüğü gibi babaları Rıza'dan mı kaldığı, Mahmut'tan kalması halinde Mahmut'un hangi tarihte öldüğü ve mirasçı olarak kimleri bıraktığı, terekesinin mirasçıları arasında geçerli biçimde taksim edilip edilmediği, edilmişse tarihi ve kimlere isabet ettiği, iddia edildiği gibi Birnaz'ın tek mirasçısı Mahir'in annesinden gelen payın yarısını dayısı İlyas'ın erkek çocuklarına, yarısını dayısı Rıza'nın oğlu Hüseyin'e, daha sonra Hüseyin'in de bu payları davacı Mahummed'e satıp satmadığı bu arada davacının amcası Cemal'e başka mevkiiden mal verilip verilmediği, Rıza'dan kalması durumunda Rıza terekesinin taksim edilip edilmediği, taşınmazda kimlerin hangi tarihten beri zilyet ettikleri ve zilyetliklerinin sürdürülüş biçimleri, davacı ve babası Mehmet'in uzun süreli zilyet etmeleri ve diğer mirasçıların da bu duruma sessiz kalıp çekişme yaratmamaları halinde yörede teamül uyarınca bunun neyin sonucu olduğu olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında esasa yönelik aykırılık doğduğunda yöntemine uygun biçimde giderilmesine çalışılmalı, fen bilirkişisine raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davacı Muhammed Albuz'un temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 20.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy