(3402 S. K. m. 20/A, 32) (4721 S. K. m. 1023)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Hazine tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 196 ada 18 parsel sayılı 372,63 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malikhanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı Fatma ve Nuri tarafından İbrahim ve Selim aleyhine açılan tapu iptali ve men-i müdahale davası görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılmış, İsmail satın alma nedeniyle taşınmaz üzerinde bulunan dükkan ve deponun adına tescili isteğiyle davaya katılmıştır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın 16/48'er hisse olarak Mustafa, Fatma Ö... ve Fatma adlarına tapuya tesciline, üzerinde bulunan 1 nolu dükkan ile 2 nolu deponun İsmail'e ait olduğunun, diğer kısımların İbrahim ve Selim'e ait olduğunun tapunun beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davalılardan İbrahim tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastroca taşınmaz Asliye Mahkemesinde davalı olduğundan söz edilerek malikhanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Asliye Mahkemesinde davacılar Fatma ve Nuri tarafından davalılar aleyhine açılan tapuya dayalı tapu iptal ve elatmanın önlenmesi davası görevsizlikle kadastro mahkemesine aktırılmıştır. Her iki taraf ayrı tapu kayıtlarına dayanmışlardır. Tapu kayıtları tescil ilamına dayalı olarak oluşturulmuştur. Davalı taraf tapusunun haritası getirtilmiş ise de davacı tapusunun haritası getirtilmemiştir. 3402 sayılı Kadastro Yasasının 20/A maddesinde kayıt ve belgelerin kapsamlarının olduğunda harita, plan ve krokisine değer verilerek belirleneceği öngörülmüştür. Bu bakımdan kayıtların taşınmaza aidiyetlerinin ve kapsamlarının tayininde krokilerinin uygulanması zorunludur.
Mahkemece bu yönün gözetilmemiş olması doğru değildir. Diğer taraftan davacının dayandığı tapu ile ilgili tesçil ilamının tarafı olmayan davalılar ve satıcılarını, davalı tarafın tapusunun dayanağı tescil ilamının ise tarafı olmayan davacılar yönünden bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kime kaldığı, kim yada kimlerin zilyet ettikleri, zilyetliğin süresi ve sürdürülüş biçiminin duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması gerekir. Mahkemece bu yönler gözardı edilmiş, yerel bilirkişilerin birbirleri içerisinde çelişkili beyanlarına ve davacı tapusuna üstünlük tanınarak hüküm tesisi yoluna gidilmiş, ayrıca tanık bilgisine de başvurulmamıştır.
O halde, davacı tapusunun dayanağı kroki tapu sicil müdürlüğünden getirtilmeli, taraflardan taşınmazı ve öncesini iyi bilen yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ile hayatta bulunmaları halinde tespit bilirkişileri ve taraflarca gösterilecek tanıklar eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak her iki tarafın dayandığı tapu kaydı ve haritaları yerel ve teknik bilirkişi aracılığı ile gereği gibi uygulanarak taşınmaza aidiyetleri ve kapsamları kesin olarak saptanmalı, bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar olduğunda tanıkların bilgisine başvurulmalı, uygulamada komşu parsel kayıtlarından yararlanılmalı, her iki kaydın taşınmaza uygunluğunun belirlenmesi durumunda taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kaldığı, kim yada kimlerin zilyet ettikleri, zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi, malik sıfatı ile mi yoksa kiracılık sıfatına dayalı mı olduğu bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, bu arada davalıların M.K.eski 931 yeni 1023 sayılı maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanılmayacağının karar yerinde tartışılması yapılmalı, uyuşmazlığın 3402 sayılı Kadastro Yasasının 30/2. maddesi uyarınca çözümlenmesi gereken bir nitelik arzettiği de dikkate alınarak lüzum görülecek deliller resen toplanmalı,fen bilirkişisine yapılan keşif ve uygulamayı ve kayıtlarda geçen sınır yerlerini yansıtır biçimde raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davalılardan İbrahim'in temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 21.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy