(3402 S. K. m. 30/2)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacılar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Hükmüne uyulan Yargıtay bozma kararında özetle: Dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanağının aslı Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek, taşınmazın davalı olduğunun tapu siciline şerh edilmesinin istenilmesi, gerekli ilanların yapılması tarafların delilleri toplanarak ve kadastro tutanağının malikhanesinin boş olduğu kabul edilerek sonucuna göre hüküm kurulması gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra davanın reddine ve dava konusu taşınmazın 29.7.2002 tarihli raporlu krokide kırmızı renkli olarak gösterilen 458.73 metrekarelik kısmın 143 ada 27 parsel numarası ile Reşadiye Cami ile arsası olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü, aynı krokide yeşil renkle ( A ) ve ( B ) harfleri ile gösterilen 113.67 metrekarelik kısmın 143 ada son parsel numarası ile Cide Cami Koruma Derneği adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır.Kadastro tespitinden önce Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Keramettin aleyhine açılmış bir elatmanın önlenmesi davası olduğuna göre tutanağın malikhanesinin doldurulmuş olması hukukça hüküm ifade etmez. Hal böyle olunca uyuşmazlığın 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 30/2 maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir bir nitelik arzettiğinde duraksamamak gerekir.
Dava dilekçesindeki ileri sürülüşe, katılan derneğin iddiasına ve savunmalara göre uyuşmazlık, taşınmazın Vakıflar Genel Müdürlüğünün dayanmış olduğu Vakıfname kapsamında kalıp kalmadığı yönünde toplanmaktadır. Hazineyi Efkaf namına kayıtlı 9.8.1940 tarih 9 sıra nolu tapu kaydının dava konusu taşınmaza uygunluğu yerel bilirkişiler tarafından haber verildiği gibi bu yön mahkemenin de kabulündedir. Ne varki yine Vakıflar Genel Müdürlüğünün ayrıca dayanmış olduğu 28.6.1910 tarihli Vakfiyenin uygulaması ile ilgili yerel bilirkişi sözleri soyut içerikli ve gerekçeye dayanmamaktadır. Bilirkişiler Vakfiyenin sınırları ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını söylemekle yetinmişler, sınırların arazi üzerindeki yerleri konusunda bir açıklama da bulunmamışlar, ayrıca sınırlar yönünden tanık bilgisine de başvurulmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişilerle tüm tespit bilirkişileri eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak taşınmazı ve bulunduğu yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı ve yansız kişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla Vakıfname gereği gibi yerine uygulanmalı, Vakıfnamede geçen Reşadiye Camii Şerifinin, taşınmaz içerisindeki cami olup olmadığı ve yine camii şerifin bulunduğu arsanın keza cami yeri ve civarı olup olmadığı, özellikle Vakıfnamenin aidiyeti bakımından önem arzeden doğu hududunda yazılı Kethüda oğlu yerinin neresi olduğu, kaydın batısında okunan camii şeriften Reşadiye Camiinin kastedilip kastedilmediği ve güneyde okunan Şadırvanın yerleri ile ilgili açıklamalı beyanlar alınmalı, bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar olduğunda tanıkların bilgisine başvurulmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, Vakfiyenin taşınmaza uymaması halinde nereye ait olduğu üzerinde de gerekli araştırma yapılmalı, fen bilirkişisine yapılan keşif ve uygulamayı, kayıtlarda geçen sınır yerlerini ve özellikle Kethüda oğlu yerini yansıtır biçimde geniş kapsamlı raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davacı Vakıflar İdaresinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 20.5.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy