(3402 S. K. m. 27/3, 30/2) (1086 S. K. m. 91, 95)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 106 ada 8 ve 18, 163 ada 5, 181 ada 8, 182 ada 11 ve 13 parsel sayılı sırasıyla 3799.03, 3297.64, 349.26, 1704.72, 13964.51 ve 5690.25 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek mülkiyet hanesindeki malikleri iptal edilerek ve davalı şerhi ile tutanaklar kadastro mahkemesine devredilmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde davacı Kemal tarafından davalı Raif ve arkadaşları aleyhine açılan muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası görevsizlikle kadastro mahkemesine aktarılmıştır.
Mahkemece davacının davasının feragatten reddine ve dava konusu parsellerin iptalden önceki tespit malikleri adına paylı olarak tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Öncelikle ortada geçerli bir feragat'ın bulunup bulunmadığı üzerinde durulmak gerekir. Davacı, Gölcük Kadastro Mahkemesi kanalıyla göndermiş olduğu 3.7.2002 günlü dilekçesinde yaşlılığı sebebiyle davayı takip edemediğinden, maddi durumunun elverişli bulunmadığından ve de kendisine bir avukat da tutamadığından davadan vazgeçtiğini bildirmiştir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 91.maddesinde feragat, iki taraftan birinin neticeyi talebinden vazgeçmesi olarak tanımlanmış, 95.maddesinde de feragat'ın kat'i hükmün hukuki sonuçlarını doğuracağı hükme bağlanmıştır. Öğretiye ve süreklilik kazanan Yargısal uygulamalara göre de feragat'ın herhangi bir koşula bağlanmaması gerekir.
Somut olayda davacının davadan feragat'ını, yaşlılığına bu nedenle gereği gibi takip edemediğine ve maddi durumunun da elverişli olmamasından dolayı bir vekil de tutamadığı nedenine bağlandığına göre ortada kayıtsız ve şartsız ve dolayısıyla davacıyı bağlayacak ve aleyhine sonuç doğuracak bir feragat'ın varlığından söz etme olanağı yoktur.
Kadastroca taşınmazlar Asliye Mahkemesinde davalı oldukları nedeniyle malik haneleri boş bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 27/3.maddesinde henüz kesinleşmemiş olan davalara kaldıkları noktadan bu kanunda öngörülen esas ve usul dairesinde devam olunacağı hükme bağlanmıştır. Tapu iptali isteğiyle açılan davalarda davanın konusunu tapu kapsamında kalan yerler teşkil eder. Hal böyle olunca dava dilekçesinde iptali istenen tapu kayıtlarından Mayıs 960 tarih 16, 20, 22, 23 ve 24 nolu kayıtların kadastro sırasında hangi parsellere revizyon gördüğünün merciinden sorulmaması ve ayrıca keşif icra kılınarak kayıtlara konu olan yerlerin belirlenmemiş olması da doğru değildir.
Öte yandan bir an için davacının feragatı'nın geçerli olduğu düşünülse bile, uyuşmazlığın 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 30/2 maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekir bir nitelik arzetmesi sebebiyle mahkemenin lüzum görülecek delilleri re'sen toplayarak taşınmazların gerçek hak sahibi adına tesciline karar verilmesi gerektiğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Mahkemece bu yönler dikkate alınmadan davacının salt geçerli olmayan feragat beyanına değer verilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için taraflarca gösterilen tanıklarla tüm tespit bilirkişileri huzurunda yerinde keşif yapılarak öncelikle dava dilekçesi okunup davacıdan dava ettiği taşınmazları arazi üzerinde göstermesi istenmeli, daha sonra iptali istenen tapu kayıtlarının uygulaması yapılarak hangi parsellere uyduğu açıkça saptanmalı, bu arada Mayıs 1960 tarih 16, 20, 22, 23 ve 24 nolu tapuların kadastroca hangi parsellere revizyon gördüğü Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup tutanakları getirtilmeli, davaya konu olduklarının anlaşılması durumunda tutanaklarının kesinleştirilmiş olmalarının hüküm ifade etmeyeceği dikkate alınmalı, bilirkişi ve tanıklardan davacının iddiası ve davalı tarafın savunması doğrultusunda taşınmazların davalılara satışında diğer mirasçıların miras haklarından mahrum bırakılmalarının amaçlanıp amaçlanmadığı, başka bir anlatımla muvazaa koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, Ethem'in başkaca taşınmazları bulunup bulunmadığı araştırılmalı, taşınmazların satış tarihindeki değerleri de belirlenerek ona göre davalı taşınmazların davalılara satışında diğer mirasçıların miras haklarının ortadan kaldırılması amacının güdülüp güdülmediğinin karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi yapılmalı, gerektiğinde lüzum görülecek deliller re'sen toplanmalı, dava dilekçesine ve yapılan uygulamaya göre davaya konu edilmeyen taşınmazlar olduğunda genel hükümler uyarınca tapulamasının tamamlanması için tutanaklarının Kadastro Müdürlüğüne iadesine karar verilmesi gerektiği nazara alınmalı, fen bilirkişisine yapılan uygulamayı ve keşfi izlemeye olanak verecek biçimde raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davacı Kemal'in Hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 30.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy