(3402 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda, davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı Hazine tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 118 ada 44 parsel sayılı 836.56 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz satın alma ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı Mecnuni Güder adına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı Mehmet Karıncalı yaklaşık 150 m2'lik bölümün kendisine ait olduğunu ileri sürüp kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parselin 186.82 m2'lik (A) bölümünün davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastroca taşınmaz satın alma ve zilyetliğe dayalı olarak davalı Mecnun adına tespit edilmiş, davacı Mehmet taşınmazın yaklaşık 150 m2'lik bölümün kendisine ait olduğunu ve zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek iptal ve tescil isteğiyle dava açmıştır. Uyuşmazlık, dava edilen bölüm üzerinde davacı yararına taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı yönündedir. Taşınmaz davalı adına tespit edildiğine göre davada iddiasını kanıtlama yükümlülüğü davacıya düşmektedir. Taşınmazla ilgili olduğu bildirilen idare men kararı ve dayanağı tahkikat evrakları getirtilmemiş, davalının dayandığı senedin uygulaması yapılmamış, tespit bilirkişileri dinlenilmemiş, davalının babası Yusuf ile davacı arasında bu yerle ilgili olarak sulh anlaşması yapılıp yapılmadığı üzerinde durulmamış, uyuşmazlığın çözümüne elverişli olmayan yerel bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilerek hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
O halde, uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için taraflardan alınacak malumat üzerine taşınmazla ilgili idari men kararı ve tahkikat evrakları ile varsa bununla ilgili harita Osmancık Kaymakamlığından getirtilmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarla tüm tespit bilirkişileri ve hayatta bulunan senet mümzileri eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak yerel bilirkişi aracılığıyla dayanılan 11.12.1973 tarihli senedin uygulaması yapılıp taşınmaz içerisindeki yeri ve konumu kesin olarak belirlenmeli, keza olduğunda idari men kararının ve varsa haritasının uygulaması yapılarak dava edilen taşınmaz bölümü ile ilgili olup olmadığı saptanmalı, bilirkişi ve tanıklardan 44 nolu parselin dava edilen kısmının öncesinin ne olduğu, kimden kaldığı, daha önce içerisinde meyve ağaçları bulunup bulunmadığı, bulunması halinde kim tarafından hangi tarihte dikildiği, taşınmazda davacının mı yoksa davalının mı zilyet ettiği, zilyetliğinin başlangıç tarihi ve süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulmalı, idari tahkikat sırasında dinlenen bilirkişi ve tanıkların hayatta bulunmaları halinde keza tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, gerektiğinde yukarda açıklanan hususlarla ilgili olarak komşu parsel malik ya da zilyetleri tanık sıfatıyla dinlenilmeli, bu arada davalının babası Yusuf ile davacı arasında daha önce yapılmış bir sulh anlaşması bulunup bulunmadığı ve arada bulunan duvarın sulh anlaşmasına göre örülüp örülmediği keza bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklık getirilmeli, davacıdan da bu konuda açıklamalı bilgi alınmalı, taşınmaz içerisinde daha önce meyve ağaçları bulunup da ağaçların davacı tarafından dikilmemesi halinde, mücerret ağaçlardan düşen meyvelerin davacı tarafından toplanılmasının taşınmazın ekonomik amacına uygun iktisap sağlayıcı nitelikte zilyetlik sayılmayacağı göz önünde bulundurulmalı, fen bilirkişisine önceden olduğu gibi raporlu kroki düzenlettirilmeli, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönlerin gözetilmemiş olması doğru olmadığı gibi, kabule göre de, taşınmazın davacı adına tesciline karar verilen kısım dışındaki bölümünün miktarının ve kim adına tesciline karar verildiğinin hüküm yerinde gösterilmemiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Davalı Mecnuni Güder'in temyiz itirazları yerinde değildir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, 27.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy