(3402 S. K. m. 14, 29/2, 30/2)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin verilen hüküm davacılardan Hazine ile davalılar tarafından süresi içinde duruşma istekli olarak temyiz edilmiş ise de, dava konusu taşınmazın Yargıtay duruşması için gerekli tebligat masrafları ödenmediğinden duruşma isteminin masraf yönünden reddi ile incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Hükmüne uyulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararında özetle ...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu... gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş; hüküm davacılardan hazine ile davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, taşınmazın fen bilirkişileri Hayri Aydemir ve Zeki Özcan tarafından düzenlenen 14.5.2003 günlü krokide (B) ile gösterilen 25000 m2 lik bölümünün fiilen gölet suyu altında kaldığının saptanması karşısında yazılı olduğu üzere karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemesine ve kararda yazılı diğer gerekçelere göre katılan hazine ile davalı Ali B. mirasçılarının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle bu yerle ilgili usul ve yasaya uygun aleyhlerindeki hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1.10 YTL kalan onama harcının temyiz edenlerden alınmasına,
2- Davalı B. mirasçıları ile katılan hazinenin taşınmazın aynı krokide (C), (D) ve (E) ile gösterilen bölümleriyle ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece (C) ve (D) ile gösterilen yerlerin davacı tarafın dayandığı eylül 1965 tarih 3 ve 4 nolu tapu kayıtları kapsamında kaldığı nedeniyle davacı İsmet Saran adına, (E) ile işaretli yerin ise kayıt miktar fazlası olduğu ve zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı düşüncesiyle hazine adına tesciline karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Gerek davacı İsmet Saran ve gerekse davalı Ali B. mirasçıları ayrı kökten gelen tapu kayıtlarına dayanmışlardır. Tespit nedenine, ileri sürülüşe, savunmaya ve aşamalardaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre uyuşmazlık, taşınmazların davacı tarafın dayandığı tapu kaydı mı yoksa davalı tarafın mı dayandığı tapu kayıtları kapsamında kaldığı ve bu arada zilyetlik koşullarının hangi taraf yararına oluştuğu yönlerinde toplanmaktadır. Davacının dayandığı kayıtlardan 4 sıra nolu kaydın sınırları doğusu dere, batısı Üzeyir, kuzeyi Süleyman güneyi yol okuyup miktarı 27570 m2 dir, 3 nolu kaydın sınırları ise doğusu hasan ağa, batısı, kuzeyi ve güneyi buzağılık okumakta olup miktarı 18300 m2 dir. Davalı tarafın dayandığı 10.3.1956 tarih 8 sıra nolu kaydın sınırları da doğusu çorlu yolu, batısı buzağılık, kuzeyi Raif Bey tarlası ve güneyi dere, okumakta olup miktarı 55.140 m2 dir. Değişik tarihlerde yapılan keşifler sırasında taraf tapuları yerel bilirkişiler aracılığıyla uygulanmıştır. Keşiflerde dinlenen yerel bilirkişiler davacı tapularındaki Süleyman, Üzeyir ve Hasan Ağa davalı tapusundaki Raif Bey yerlerini ittifak edip gösterememişlerdir. 5.6.1981 ve 27.6.1997 tarihinde yapılan keşifler sırasında dinlenen yerel bilirkişiler davacının dayandığı 4 sıra nolu tapu kaydında yazılı Üzeyir'in 1194 nolu parselin maliki olduğunu söylemiş iseler de söz konusu yere revizyon gören 27.10.1952 tarih 317 sıra nolu tapu kaydının 2510 sayılı iskan yasası hükümlerine göre Üzeyir oğlu Sait'e tahsis ve temlik edildiği ve adı geçenden de İrfan Aydın'ın satın aldığı getirtilen tapu kaydı ve tutanak örneklerinin incelenmesinden anlaşılmaktadır. Kayıt tarafların dayandıkları tapu kayıtlarından çok sonraki tarihlerde oluşturulduğuna göre davacılar tapusunda geçen Üzeyir'in 1194 nolu parselin sahibi olduğunu kabul etme olanağı yoktur. Yine uygulamaya göre çorlu yolunun güzergahı da önem arz etmektedir. Yapılan keşifler sırasında çorlu yolunun 1191 nolu parsel ile 1200 ve 1195 nolu parseller arasında yol olduğu söylendiği gibi 1191 nolu parseli ile batıdaki 1317, 1318, 1321 ve 1322 nolu parseller arasında geçen yol olduğu da ifade edilmiştir. Getirtilen askeri haritada da çorlu yolunun güzergahı sarı renkle gösterilmiştir. Komşu 1321 nolu parsele revizyon gören tapu kaydının taşınmaz yönü olan kuzey sınırı da çorlu yolu okumaktadır. Davalı taraf tapusunun doğu sınırı çorlu yolu okuduğuna göre tapu kapsamının yolun batısından sonra ki gelen yerlerden aranması gerekir.
Yine davacıların tapusunun doğusu hasan ağa demektedir. Yukarda açıklandığı üzere hasan ağa yeri de kesin olarak belirlenmiş değildir. Adı geçenin ağılının varlığından söz edilmiş ve taşınmaz içerisinde gösterilmiştir.
Bir kaydın sınırında okunan yerin, o kaydın kapsamında olduğu düşünülemez. 3 ve 4 nolu tapu kayıtlarına konu olan yerlerin birbirlerine sınır teşkil etmesi halinde kaydın sınırının sahibi senet okuması gerekirken kayıtlarda buna da yer verilmemiştir. 1194 nolu parsele revizyon gören tapu kaydının 1191 nolu parsel yönü olan doğu sınırı boş okuyup tarafların dayandıkları tapu maliki yada mirasçılarını okumamaktadır. Bu cümleden olarak davalı 1191 nolu parsel yönünü taraf tapularının malik yada mirasçılarını okuyan hiçbir komşu parsel kaydı da yoktur. Açıklanan bu olgular karşısında taraf tapularının taşınmazla ilgili olduğunun kabulü mümkün değildir. Ne varki, davalı taraf taşınmazlarda zilyet olduğunu da ileri sürmüştür. Keşiflerde dinlenen bilirkişi ve tanıkların davalıların zilyetliklerinin başlangıç tarihi ve süresi ile ilgili sözleri soyut içerikli ve kendi aralarında çelişki arz etmektedir. Ayrıca hükmüne uyulan bozma ilamında da değinilmesine karşın taşınmazın öncesinin buzağılık (mer'a) olup olmadığı yönünden yöntemine uygun bir araştırma da yapılmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez o halde, taraflardan taşınmazı ve öncesini iyi bilen ve davanın sonucunda yararı bulunmayan komşu köylerden olmak üzere yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, yerel bilirkişi temininde aynı yöntem izlenmeli, yine taşınmazın bulunduğu yöre ile ilgili mer'a tahsis kararı yada kaydı olup olmadığı mercileri nezdinde araştırılmalı, daha sonra hayatta bulunmaları halinde önceki keşiflerde dinlenen bilirkişi ve tanıklarla tüm tespit bilirkişileri ve taraflarca komşu köylerden gösterilecek tanıklar eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak olduğunda mer'a tahsis kaydı ve haritası yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla gereği gibi yerlerine uygulanmalı, bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların öncesinin kadim ve geleneksel şekilde kullanılan mer'a olup olmadığı, yada kaçak ve yitik kişilerden kalıp kalmadığı, değilse taşınmazlarda davacı ve davalı taraftan hangisinin zilyet olduğu, zilyetliğinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, gerektiğinde açıklanan kararlarda komşu parsel malik yada zilyetleri tanık sıfatıyla bilgisine başvurulmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, fen bilirkişisine raporlu kroki düzenlettirilmeli, taşınmazın değişik bölümlerinin değişik kişilerce zilyet edilmesi halinde bu yerlerin miktar ve konumları düzenlenecek krokiye aksettirilmeli, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Gerek davalı Ali B. mirasçıları ve gerekse katılan hazinenin temyiz itirazları yerindedir kabulüyle taşınmazın yukarda düzenleme tarihi yazılı krokide (C), (D) ve (E) harfleriyle gösterilen toplam 63530 m2 lik kısımlarına hasren hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 16.2.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy