(818 S. K. m. 41, 42) (2918 S. K. m. 90) (1086 S. K. m. 381/2)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kendisine ait sevk ve idaresindeki 38 HT 656 plakalı aracına, davalılardan Hüseyin'e ait Egahi'nin sevk ve idaresindeki 38 NY 143 plakalı araçla çarptığını belirterek 7.300.000.000.TL tazminatın kaza tarihiden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılar kusur ve hasar miktarına itiraz ederek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu gereğince davanın 4.350.000.000.TL'lik kısmının kabulüne bakiye kısmının reddine, kabul edilen kısma 15.10.2002 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava trafik kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
1- Yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı kısa kararda (davacının davasının 4.350.000.000.TL.'lik kısmı ile kabulüne, bakiye kısmın reddine, denildiği halde gerekçeli kararda davanın 4.350.000.000.000.TL lik kısmının kabulüne bakiye kısmın reddine kabul edilen kısma 15.10.2002 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine) denilmiştir. Bu hal HUMK.nun 381/2 maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca bir hüküm kurulması gerekirken usul ve yasaya uygun olmayan kararın bozulması gerekmiştir.
2- Mahkemece alınan Adli Tıp Kurumu'nun 20.11.2003 tarihi raporunda davacı araç sürücüsü %40 oranında kusurlu olduğu belirlenmiş, bu rapora davalının itirazı üzerine alınan ve hükme dayanak yapılan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi üst kurulunun 15.6.2004 tarihli raporunda ise davacı araç sürücüsünün %25 davalının %75 oranında kusurlu oldukları belirlenmiştir. Bu durumda mahkemece önceki bilirkişi raporundaki kusur ve hasar oranının davalı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek, bu raporun hükme esas alınması gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek hüküm tesis edilmesi isabetli görülmemiştir.
3- Davalılar ile vekilleri yargılama sırasında sigorta poliçesi ibraz etmedikleri gibi, bu konunun araştırması konusunda talepleri de olmamıştır. Kaldı ki, davacı sigorta şirketinden para almış ise bunun infaz aşamasında mahsubu da mümkündür. Yargılama sırasında ileri sürülmeyen hususların temyiz konusu yapılamayacağı göz önüne alınarak davalılar vekilinin bu konuya ilişkin temyiz nedeninin reddi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA (3) nolu bentte açıklanan nedenle temyiz itirazlarının reddine 15.2.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy