(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasındaki tesbite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 396, 397 parsel sayılı 1175, 2350 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar vergi kaydı, irsen intikal, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davacılar ve davalılar adlarına tesbit edilmiştir. İtirazı tapulama komisyonunda reddedilen davacılar taşınmazlarda halalarının payı olmadığını ileri sürüp taksime dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine ve dava konusu parsellerin tesbit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastroca taşınmazlar vergi kaydına, irsen intikale ve zilyetliğe dayalı olarak payları oranında davacılar ve davalılar adına tesbit edilmiş, davacılar dava dilekçelerinde satın almaları nedeniyle taşınmazda halaları Emine ile Hatun'un payları olmadığını, taksimen babaları Abdullah'a isabet ettiğini, aşamalarda ise taksim iddiasından ayrı olarak taşınmazları babaları Abdullah'ın 3. kişilerden senetle satın aldığı bir yer olduğunu, bunlardan ayrı olarak yine babaları Abdullah tarafından imar ihya yoluyla elde edildiğini bildirmişlerdir. Tesbite esas alınan 1937 tarih 418 tahrir nolu vergi kaydının dava konusu taşınmazlar dahil geniş bir alanı kapadığı keşfen saptandığı gibi bu yön uyuşmazlık konusu da değildir. Tesbit nedenine, ileri sürülüşe savunmaya ve aşamalardaki açıklamalara göre uyuşmazlık, taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı Ali'den kalan bir yer mi, yoksa davacıların babası Abdullah tarafından 3. kişilerden satın alınan ya da Abdullah tarafından imar ihya yoluyla elde edilen bir yer mi olduğu, Ali'den kalması halinde terekesinin taksim edilip edilmediği ve bu arada Emine ve Hatun paylarının kardeşleri Abdullah tarafından satın alınıp alınmadığı yönlerinde toplanmaktadır. Bilgisine başvurulan yerel bilirkişi ve tanık sözleri bu konularda kendi aralarında çelişki arz etmesi yanında uyuşmazlığın halline de elverişli bulunmamaktadır. Diğer taraftan davacılara dava nedenleri açıklattırılıp beyanları belgelendirilmemiş, dayanılan 1937 tarihinde düzenlendiği anlaşılan senetle daha önce Abdullah ile Emine arasında şikayet üzerine yerinde yapılan idari tahkikat ve bunun sonucunda verilen idari men kararı ve haritasının uygulaması yapılarak taşınmazlarla ilgisi olup olmadığı belirlenmemiş, davacının 8.11.2002 günlü dilekçesinde isimlerini bildirdiği tanıklarla davalı tanıklarından bazıları dinlenilmemiştir.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez, o halde, mahkemece öncelikle davacılara dava konusu taşınmazların Ali'den gelen bir yer mi, yoksa babaları Abdullah'ın 3. kişilerden satın aldığı yada imar ihya ile elde ettiği bir yer mi, Ali'den gelmesi halinde Ali terekesinin taksim edilip babaları Abdullah'a mı isabet ettiği ve bu arada Abdullah'ın Emine ve Hatun paylarını satın alıp almadığı, açıklattırılmalı ve beyanları usulün 151 maddesi uyarınca belgelendirilmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarla tüm tesbit bilirkişileri tarafların dinlenmeyen tanıkları ve idari tahkikat sırasında dinlenen tanıklar eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak davacıların dayandığı 1937 tarihli senetle idari men kararı yerel bilirkişi aracılığıyla gereği gibi uygulanarak taşınmazlarla ilgili olup olmadığı kesin olarak saptanmalı, ayrıca bilirkişi ve tanıklardan taşınmazların tarafların ortak miras bırakanı Ali'den mi kaldığı yoksa davacıların babası Abdullah'ın 3. kişilerden satın aldığı ya da Ali'den kazandığı bir yer mi olduğu, Ali'den kalması halinde terekesinin geçerli bir biçimde taksim edilip edilmediği taksim edilmişse tarihi, her bir mirasçıya hangi mevkiden taşınmaz mal verildiği, taşınmaz mal verilmeyen mirasçının ne şekilde razı edildiği, taksimde davaya konu taşınmazların kime isabet ettiği, her bir taşınmazda kim yada kimlerin hangi tarihten beri zilyet ettikleri, zilyetliğin süresi ve sürdürülüş biçimi, Abdullah'ın zilyet etmesi ve bununda uzun süre çekişmesiz olarak devam etmiş olması karşısında diğer mirasçıların sessiz kalıp çekişme yaratmamaları halinde bunun yörede neyin sonucu olduğu, 1937 tarihli senedin taşınmazlara ait olması halinde satıcı olarak gözüken Abdullah oğlu Beyazıt'ın taşınmazla ilgisinin nereden geldiği, alıcı olarak adları geçenlerden Ahmet oğlu Ahmet ağanın taraflarla ilgisinin ne olduğu olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, yine taşınmazların Aliden gelmesi durumunda davacıların babası Abdullah'ın kardeşleri Emine ve Hatun paylarını satın alıp almadığı hususunda da bilirkişi ve tanıklardan bilgileri alınmalı, uzun süreli çekişmesiz kullanımın zilyetliğin karinesi sayılıp aksini iddia edenin bu yöndeki iddiasını kanıtlama yükümlülüğünde olacağı göz önünde bulundurulmalı, yukarda açıklanan konularla ilgili olarak gerektiğinde komşu parsellerin malik yada zilyetlerinin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, fen bilirkişisine önceden olduğu gibi raporlu kroki düzenlettirilmeli, düzenlenecek krokiye idari men kararı ile senede konu olan yerlerin taşınmazlar içerisindeki konum ve miktarları yansıtılmalı, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine 17.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy