(3402 S. K. m. 14, 30)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin verilen hüküm davalı Hazine ile katılan Naif ve Şeyhmus Demir tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 44 parsel sayılı 120875 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz evveliyatının hazineye ait olması ve 4753 sayılı yasaya göre dağıtıma tabi tutulmaması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. İtirazı kadastro komisyonunda reddedilen Enver Çelebi tapu, vergi kaydı ile irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmış, Naif ve Şeyhmus Demir aynı vergi kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine davacılarla müşterek olduklarına dayanarak, Abdullah Önder, Yusuf Önder dava dışı 40 parsel hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, M.Sait Çelebi, Hasan Hüsnü Çelebi, davacı Enver ile kardeş olduklarına, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya katılmışlardır. Mahkemece, davacı Enver Çelebi ve diğer müdahil davacıların davasının reddine, katılan Mehmet Sait Çelebi'nin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazın 5.5.2005 tarihli teknik bilirkişi krokisinde B harfi ile gösterilen 20.875 metrekarelik kısmının davalı Hazine, aynı tarihli krokide A harfi ile gösterilen 100.000 metrekarelik kısmın payları oranında Selim İpek mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine ile katılan Naif ve Şeyhmus Demir tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Kadastro sırasında taşınmaz evveliyatı hazineye ait olup dağıtıma tabi tutulmadığından söz edilerek hazine adına tespit edilmiş, davacı Emre Çelebi tapu ve vergi kaydına irsen intikale ve zilyetliğe dayanarak dava açmış, Naif ve Şeyhmus Demir irsen intikal ve zilyetliğe, M. Sait Çelebi ve H. Hüsnü Çelebi taşınmazda davacı olan kardeşleri Enver'le birlikte zilyet ettiklerini ve kendilerine de dedeleri Ahmet'ten kaldığını ileri sürerek davaya katılmışlar, davalı Hazine ise davanın reddini savunmuştur. Tespit nedenine, dava ve katılma dilekçelerindeki ileri sürülüşe ve aşamalardaki açıklamalara göre uyuşmazlık, tespit tarihi itibariyle taşınmazda davacı ya da katılanlar yararına taşınmaz edinme koşullarının oluşup oluşmadığı yönündedir. Toprak tevzi çalışmaları sırasında taşınmazın hazine adına tapuya bağlanmadığı ve dolayısıyla dağıtıma tabi tutulmadığı anlaşılmakta olup hazinenin de aksi yönde bir iddiası bulunmamaktadır. Davacıların ve bir kısım katılanların dayanmış oldukları 1937 tarih 8 tahrir nolu vergi kaydının dava dışı 41, 42 ve 43 nolu parsellere revizyon gördüğü getirtilen tutanaklarının incelenmesinden anlaşılmaktadır. Söz konusu kaydın keşif sırasında uygulaması yapılmış ve uygunluğu yerel bilirkişi tarafından ifade edilmiştir. Ancak, yazılı sınırlarına göre kapsamı yüzölçümü ile geçerli olduğundan davaya konu 44 nolu parselin kayıt kapsamında kaldığının kabulüne olanak yoktur. Hal böyle olunca üzerinde durulacak husus taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimden kaldığı, kim ya da kimlerin zilyet ettikleri ve dolayısıyla 3402 sayılı K.Y.14. maddesinin koşullarının oluşup oluşmadığıdır. Mahallinde ayrı ayrı tarihlerde 4 kez keşif icra edilmiştir. Birinci keşifte tek bir yerel bilirkişi dinlenmiş zilyetlikle bir açıklaması olmamış ve mahkemece bu hususta bilgisi de sorulmamıştır. İkinci keşifte yerel bilirkişi zilyetlikle ilgili beyanda bulunmamış tanık olarak dinlenen Abdullah Önder taşınmazın 1937'den beri davacı Enver ile katılanlar M. Sait ve Hasan Hüsnü Çelebi'nin dedeleri Ahmet'in ve müştereklerinin zilyetliğinde iken 1952 yılında yapılan taksimde Ahmet Çelebi'ye verilip ölümünden sonrada mirasçılarının zilyet ettiklerini bildirmiş, üçüncü keşifte dinlenen yerel bilirkişi zilyetlik hakkında bilgileri olmadığını, tanık Salih Koç, taşınmazın Selim İpek'den kaldığını, ölümü üzerine Mehmet İpek'in zilyet ettiğini, dördüncü keşifte dinlenen tanık Hasan Hüsnü Bulut ise Selim'in zilyetliğinde iken 10 yıl önce ölümü ile oğlu Mehmet'e kaldığını başkalarının zilyet olmadığını, 2.6.1986 tarihli oturumda dinlenen tespit bilirkişilerinden Abdurrahman İpek taşınmazda davacı Enver'in zilyet ettiğini, Halil oğlu Selim İpek ise taşınmazın davacı Enver'in dedesi Hacı Ahmet'ten kalıp şimdide davacıların zilyet ettiklerini söylemişler ve fakat tanık ve yerel bilirkişi sözleri arasındaki çelişkinin giderilmesine çalışılmamıştır.
Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde taraflardan dava konusu taşınmazı ve öncesini iyi bilen yaşlı tanık göstermeleri istenmeli, daha sonra hayatta bulunmaları halinde önceki keşiflerde dinlenen bilirkişi ve tanıklarla tüm tespit bilirkişileri ve gösterilecek tanıklar eşliğinde yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, kimlerden kaldığı, davacılardan ya da katılanlardan hangilerinin zilyet ettikleri, zilyetliklerinin başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, gerektiğinde açıklanan hususlarla ilgili olarak komşu parsellerin malik ya da zilyetlerinin tanık sıfatıyla bilgilerine başvurulmalı, ziraatçi bilirkişiden taşınmazın toprak yapısı, işleniş tarzı, öncesinin mer'a olup olmadığı ve kullanım süresi ile ilgili olarak teknik verilere dayalı gerekçeli rapor alınmalı, ondan sonra toplanan ve toplanacak olan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu yönlerin gözetilmemiş olması doğru olmadığı gibi,
Kabule göre de; davada 3402 K.Y.nın 30/2. maddesindeki üç ayrık halden hiç birisinin mevcut olmadığı ve Selim İpek'in tespite itiraz etmediği ve açılan davaya katılmadığı ve Mehmet Sait Çelebi'nin Selim İpek'in mirasçısı olmadığı düşünülmeden ve de Selim İpek'in açıkça taşınmazın davacı Enver'in dedesi Hacı Ahmet'ten kalıp ölümünden sonrada mirasçılarının zilyetliğinde olduğu yolundaki sözleri nazara alınmadan yazılı olduğu üzere taşınmazın Selim İpek mirasçıları adına tescile karar verilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Gerek katılanlar Naif ve Şeyhmus Demir ve gerekse davalı Hazine'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, 03.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy