(3402 S. K. m. 13, 15) (4721 S. K. m. 2)
Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı Ali tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacılar Enver ve Hasan Hulusi tapu kaydı ve kadastro öncesi sebeplere dayanarak genel kadastro sonucu davalı Ali ve arkadaşları murisi İsmail Hakkı adına oluşan 106 ada 55 parsel sayılı taşınmaza ait tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalılardan Ayşe Dudu, Gülsüm ve Durdu adlarına tescili isteğiyle dava açmışlardır. Mahkemece davacıların davasının kabulüne ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar ve davalılardan Ayşe Dudu, Gülsüm ve Dudu'nun murisleri olan Mehmet Niyazi'ye ait 1983/351-389 sayılı veraset ilamındaki hisseleri oranında adlarına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Ali tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacıların dayanmış oldukları Haziran 1976 tarih 21 numaralı tapu kaydının dava konusu 55 nolu parsele uyduğu gerekçesiyle yazılı olduğu üzere davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Uyuşmazlık, dayanılan Mart 1936 tarih 29 nolu sicilden gelen Haziran 1976 tarih 21 nolu
tapu kaydının taşınmaza ait olup olmadığı yönünde toplanmaktadır. Gerek Haziran 1976 tarih 21 sıra nolu ve geldisi Mart 1926 tarih 29 nolu ve gerekse 55 ve dava dışı 53 nolu parsellere revizyon gören 1939 tarih 6 nolu tapu kayıtlarının evrakı müsbiteleri arasında haritalarına rastlanmadığı geri çevirme kararı üzerine merciinden gönderilen cevabi yazı örneklerinden anlaşılmaktadır.
Davacıların dayandığı tapu kaydı ile 55 ve 53 nolu parsellere revizyon gören kayıtlar T.evvel 313 parsel 7 nolu sicilden gelmektedir. Söz konusu kayıt Sait Efendi Bini Süleyman adına kayıtlı iken K.evvel 1340 tarih 52 nolu kayıt ile Tahmazzade Sait Efendi adına intikal görmüştür. Bu kayıtta Mart 936 tarih 12 ve Mart 936 tarih 13 nolu kayıtlara keza intikal görmüş olup, davacı tarafın dayandığı tapu Mart 936 tarih 13, davalı tarafın dayandığı tapu kaydı ise Mart 936 tarih 12 nolu kayıtlardan intikalen ve ifrazen oluşturulmuştur. Haziran 1976 tarih 21 nolu tapu kaydının ilk geldisi olan Mart 1936 tarih 29 nolu tapu kaydının maliki Hasan oğlu İsmail Hakkı'dır. 55 ve 53 nolu parsellere revizyon gören Mayıs 936 tarih 6 nolu tapu kaydının malikleri ise Ömer Osman oğlu İsmail Hakkı ile Kuloğullarından Hüseyin oğlu Mustan'dır. 56 nolu parsele doğu yönden birinci dereceden komşu olan ve sınır teşkil eden 57 nolu parsele revizyon gören Mart 936 tarih 30 nolu tapu kaydının batı sınırı Hasan oğlu İsmail Hakkı'yı yani davacı tapusunun ilk geldisi olan Mart 936 tarih 29 nolu kaydın malikini okumaktadır. Mart 1936 tarih 29 nolu tapu kaydının batı sınırında okunan Kula oğlu Muştan 53 ve 55 nolu parsellere revizyon gören Mayıs 1939 tarih 6 nolu tapu kaydının maliklerindendir. Haziran 1976 tarih 21 nolu tapu kaydının güney sınırında okunan Kara Ömer oğlu (kör Ömer oğlu) Osman, güneydeki 75 nolu parselin (tapusuna göre) maliki evvelidir. 53 nolu parsele güney yönden sınır teşkil eden 52 nolu parsele revizyon gören Ekim 1962 tarih 31 nolu tapu kaydının geldisi olan Mart 1936 tarih 12 nolu tapu kaydının kuzey sınırı yine Kula oğlu Mustan'ı da okumaktadır. Yol sınırı 56, 55 ve 53 nolu parsellere kuzey yönden sınır teşkil etmektedir. 75 nolu parsele revizyon gören Ağustos 1962 tarih 2 ve geldisi olan Eylül 1322 tarih 2 nolu kaydında taşınmazlar yönü olan kuzey sınırı Sait Efendi olarak yazılıdır. 55 nolu parselin tutanağının edinme yerinde 49 ila 53 ve 55 nolu parsellerin öncesinin bir bütün olduğu kaydına yer verilmiştir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında Haziran 1976 tarih 21 nolu tapu kaydının davaya konu edilen 55 nolu parseli kapsadığının ya da uyduğunun kabulüne olanak yoktur. Resmi kayıt ve belgelere aykırı düşen sözlere değer verilemez, 53 ve 55 nolu parsellere revizyon gören tapu kayıtları, kadastro tespit tarihleri nazara alındığında hukukî değerlerini de korumaktadır. 56 nolu parselin davacılar adına 1978 yılında yapılan tespitinin de itiraza uğramaksızın kesinleştiği getirtilen tutanağının incelenmesinden anlaşılmaktadır, Kadastro sırasında davacıların söz konusu taşınmazın kendilerine ait olduğu hususunda bir itirazları da bulunmamaktadır, Bu durumda davacıların iyi niyetli olduklarından söz etme olanağı yoktur. Türk Kanunu Medenisinin 2. maddesinde hakkın kötüye kullanılmasını kanunun himaye etmeyeceği öngörülmüştür. Mahkemece bu hususlar gözetilerek ve dosyadaki tüm deliller buna göre değerlendirilerek davanın reddine karar vermek gerekirken değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere kabulü yoluna gidilmiş olması doğru değildir.
Davalı Ali'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 13.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy