(2004 S. K. m. 97, 99)
Dava: Taraflar arasındaki istihkak iddiasının reddi davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı alacaklı vekili adana 5. İcra Müdürlüğünün 2009/3251 Sayılı takip dosyasında haczedilen menkullerin borçluya ait olduğunu, istihkak iddia eden üçüncü kişi şirketin yetkilisi ile borçlu şirket yetkilisinin aynı olduğunu ileri sürerek üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddini talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili adreslerinin borçlu şirketten farklı olduğu farklı tarihlerde kurulduklarını mahcuzların müvekkiline ait olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu vekili, takip konusu alacağın henüz kesinleşmemiş iş mahkemesi ilamına dayandığını haczin üçüncü kişiye ait işyerinde yapıldığını adresin müvekkili ile ilgisinin bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, haczin borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste yapıldığı üçüncü kişinin işyerinde yapıldığı üçüncü kişi lehine olan mülkiyet karinesi aksinin alacaklı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişi vekilince temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, alacaklının İ.İ.K.nun 99. maddesine dayalı olarak açtığı üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddi davasına ilişkindir.
Dava konusu taşınır mallar 25.6.2009 tarihinde davalı üçüncü kişinin işyeri adresinde haczedilmiştir. İcra ve iflas kanununun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi üçüncü kişi yararınadır. Ancak bu yasal karinenin aksinin her türlü delille ispatı olanaklıdır.
Davalı üçüncü kişi şirket, borç kaynağı işçilik alacağının doğumundan sonra 14.10.2008 tarihinde haciz adresinde kurulmuştur. Takip borçlusu şirketin ortakları aynı zamanda davalı üçüncü kişi şirketin ortaklarıdır. Davacı tanıkları da borçlu şirketin eski adresinde faaliyet göstermekte iken buranın kapatılıp işyerinin haciz adresine taşındığını beyan etmişlerdir. Kaldı ki üçüncü kişi tarafından mahcuzlara yönelik sunulan ve borcun doğumundan sonra tarihleri taşıyan faturalar mülkiyeti ispata yeterli değildir. Davalı borçlu ve üçüncü kişi şirketlerin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla hareket ettikleri açık seçik ortadadır. Bu durumda mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak karinenin aksinin ispatlandığının kabulüyle davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA bozma nedenine göre davalı üçüncü kişinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacı alacaklı ve davalı üçüncü kişiye iadesine, 11.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy