(2918 S. K. m. 48) (6762 S. K. m. 1281) (Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 97) (YHGK. 23.10.2002 T. 2002/11-768 E. 2002/840 K.) (YHGK. 02.03.2005 T. 2005/11-81 E. 2005/118 K.) (YHGK. 14.12.2005 T. 2005/11-624 E. 2005/713 K.)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıya ait olan ve müvekkili sigorta şirketi tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesiyle sigortalanan aracın, dava dışı kişi tarafından alkollü olarak kullanılması sırasında 8.8.2009 tarihinde neden olduğu trafik kazası sonucunda karşı aracın malikine araç hasar bedeli olarak ödenen 3.016,00 TL tazminatın rücuan tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin davalının itiraz etmesi üzerine durduğunu belirterek, davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili ise, müvekkiline ait olan aracın olay tarihinde kim tarafından kullanıldığını bilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; ...davanın taleple bağlı kalınarak kabulüne, davalının icra dosyasına vaki itirazının iptaliyle davacı tarafın 3.016,00 TL asıl alacak, 58,00 TL işlemiş faiz alacağı olduğu anlaşıldığından takibin ödeme tarihi olan 24.2.2010 tarihinden itibaren asıl alacak olan 3.016,00 TL'ye yasal faiz yürütülmek suretiyle takibin ödeme tarihinden itibaren devamına, şartları oluşmadığından icra inkar tazminat talebinin reddine, .. karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalının diğer temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; dava, Trafik Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı tarafından zarar gören üçüncü kişiye ödenen tazminatın, sigortalıdan rücuan tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2918 Sayılı K.T.K.nun 48. maddesinde: alkollü içki alması sebebiyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddelerle İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı başlıklı 97. maddesinde alkollü içki almış olması sebebiyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra konuyla ilgili olan b-2 bendinde alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca Zorunlu Mali Mesuliyet Sorumluluk Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları sebebiyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden K.T.K.nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması sebebiyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddelerle alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, zararın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına zararın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda zararın teminat dışı kaldığının ispat yükü T.T.K.nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağı ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-118; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı)
Somut olayda; trafik kazası tespit tutanağına göre, davacıya sigortalı aracın sürücüsü %287 promil alkollü olarak araç kullanırken üçüncü kişiye ait başka bir araçla çarpışmıştır. Mahkemece yargılama sırasında makine mühendisi bilirkişiden kusur oranı ve hasarın belirlenmesi yönünden rapor alınmış, bu bilirkişi raporunda; davacıya sigortalı aracın sürücüsünün tali derecede ve %25 oranında, karşı aracın sürücüsünün ise asli derecede ve %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Yargılama sırasında alınan ve bilirkişi yemin tutanağına göre uzmanlık alanı grafoloji olan Adli Tıp Uzmanı tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, her ne kadar sigortalı aracın sürücüsünde tespit edilen alkol seviyesinin kişinin güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak dolayısıyla kazaya neden olacak derecede olduğu belirtilmişse de bu rapor hüküm kurmaya yeterli nitelikte görülmemiştir. Her şeyden önce bu raporu düzenleyen bilirkişi, görüş bildirdiği konunun uzmanı olmadığı gibi raporunda; kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelip gelmediği yönünde açık bir belirleme de bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece dosyanın nöroloji uzmanı ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kuruluna tevdiiyle kazanın oluş şekli, yol, hava vs. koşullar bir bütün olarak değerlendirilip kazanın salt (münhasıran) alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması yönünden yeni bir rapor alınması, ondan sonra varılacak sonuca göre bir karar vermek gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy