(2004 S. K. m. 96) (818 S. K. m. 179, 534)
Dava: Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı 3. kişi vekili, Ankara 8. İcra Müdürlüğünün 2009/11108 Sayılı takip dosyasından yapılan 24.8.2009 tarihli hacizde, davacı 3.kişi şirkete ait malların haczedildiğini, borçlunun işyerinin eski kiracısı iken kira borcunu ödeyemeyince 1.2.2008 tarihinde işyerindeki malları davacıya devrettiğini, icra takibinin danışıklı olarak yapıldığını, haczin usule uygun olarak yapılmadığını belirterek İ.İ.K.nun 96 vd. maddelerine dayalı olarak istihkak davasının kabulüyle anılan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği, borçlunun ticaret sicil kaydında geçen adresinde yapıldığını, haciz sırasında borçlu şirket yetkilisinin hazır bulunduğunu ve borçluya ait belgelerin görüldüğünü, 3. kişi ve borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacıyla birlikte hareket ettiklerinden haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu vekili, haczin yapıldığı yerin borçlunun faaliyet adresi olduğunu, davacıyla aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu davacının sunduğu delillerin gerçek olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davaya konu haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği yerde yapıldığı, burasının borçlunun ticaret sicil kaydında yer alan faaliyet adresi olduğu, hacizde borçlu şirket yetkilisinin hazır bulunduğu ve borçluya ait belgelerin ele geçtiği, davacının haciz sonrasında yaptırdığı tespitlerin dikkate alınmayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İ.İ.K.nun 96 vd. maddelerine dayalı olarak açılan istihkak davasına ilişkindir.
Takip hukukuna dayalı istihkak davalarında davanın dinlenebilmesi için öncelikle takip konusu alacağın gerçek olması gerekmektedir. Davacı 3. kişi alacağın gerçek olmadığı ve takibin danışıklı olduğu iddiasında bulunmaktadır. Bu sebeple alacağın gerçek olup olmadığının tesbiti amacıyla borçlunun ticari defterinde bu borcun dayanağının araştırılması gerekmektedir.
Öte yandan, davalı borçlu ise davacı şirketin de aralarında bulunduğu temsa grup ile bir adi ortaklık kurduklarını ve hacizli malların bu ortaklık kapsamında haciz adresinde bulunduğunu belirtirken, davacı 3. kişi, adi ortaklığın gerçekleşmediğini ileri sürmektedir.
Yapılacak iş, tacir olan ve ticari defter tutmakla yükümlü olan borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılarak, öncelikle alacağın gerçek bir alacak olup olmadığı araştırılmalı, gerçek olduğunun anlaşılması halinde bu kez davacı ve borçlu arasındaki adi ortaklığın bulunup bulunmadığı yine ticari defterlerde araştırılarak adi ortaklığın tesbiti halinde B.K. 534. maddesine göre bir ortağın alacaklısının haklarını ancak ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabileceği ve alacaklının ortaklığa ait bir mal üzerine haciz koyduramayacağı dikkate alınmalıdır. Adi ortaklığın bulunmadığının tesbiti halinde ise işyeri borcun doğumundan önce davacıya devredildiğinden B.K.nun 179. madde gereğince davacının borçtan sorumlu olmayacağı, ancak devre rağmen haciz adresinde faaliyete devam edip etmediği yönündeki deliller değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ödeme emrini tebliğ eden memurla ilgili soruşturma sonucu da araştırılarak tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı 3.kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davacı 3.kişiye iadesine, 26.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy