Görevli memura mukavemet suçundan sanıklar ... ve ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 265/1. maddesi delaletiyle 265/4 ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4/1. maddeleri gereğince 4.320,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına, cezaların 647 sayılı Kanun'un 6. maddesi gereğince ertelenmesine dair .... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/2006 tarihli ve 2005/425 esas, 2006/286 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 19/09/2016 gün ve 2016/327455 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesi gereğince lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, sanıklar hakkındaki temel cezalar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre belirlendiği halde paraya çevirme ve erteleme işlemlerinin 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun uygulanmak suretiyle karma uygulama yapılarak karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.02.2012 gün ve 8/336-53 sayılı kararında belirtildiği üzere, ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasanın uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren yasanın geçmiş suçlara uygulanabilmesi, lehe sonuç doğurması halinde mümkündür. Şayet önceki ve sonraki yasalara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise sonraki yasanın uygulanması olanaklı değildir.
Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. maddesi ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiştir. Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir.
Lehe olan yasanın belirlenmesine ilişkin olan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinin; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, lehe yasanın belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan yasalar ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; sanıklar hakkında 02.03.2005 tarihinde görevli polis memurlarına direndikleri iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması sonucunda, sanıkların 5237 sayılı TCK'nın 265/1-4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ancak suç tarihinin 02.03.2005 olması karşısında, sanık hakkında 765 sayılı TCK'nın 258. maddesinin de uygulanma imkanı bulunduğundan, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle ceza tayini yoluna gidilmemesi hukuka aykırıdır.
Ayrıca, yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere göre, 5237 sayılı Kanun uyarınca hüküm kurulmasına karşın, 647 sayılı Kanun'un 4 ve 6. maddeleri uyarınca paraya çevirme ve erteleme kararı verilmek suretiyle, karma uygulama yapıldığı, 5237 sayılı Kanun'un 50 ve 51. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu hiç tartışılmadan, 5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddesine aykırı davranılması hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden
1- .... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/04/2006 tarihli ve 2005/425 esas, 2006/286 sayılı kararının kanun yararına BOZULMASINA,
2- 5271 sayılı CMK'nın 309/4-b maddesi uyarınca bozma doğrultusunda karar verilmek üzere müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 28.11.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.