KARAR
Hakaret suçundan sanık ...'nün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 62/1, 50/1-d. maddeleri uyarınca 3 ay 26 gün hapis cezasına, verilen bu hapis cezasının 7 ay süreyle İstanbul ilinde bulunan kahvehanelere ve birahanelere girmekten yasaklanması seçenek yaptırımına çevrilmesine dair Sultandağı (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 19/12/2008 tarihli ve 2007/156 esas, 2008/226 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07/03/2017 gün ve 2015/106214-(2017/14688) sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “1-Sanığın isnat edilen müştekiye yönelik hakaret suçunu, telefonla müştekiyi aramak suretiyle gerçekleştirdiğinden, işlenen hakaret suçunda aleniyet unsurunun gerçekleşmediği anlaşılmakla, sanığın TCK’nun 125/2. maddesi delaletiyle TCK’nun 125/1. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, sanık hakkında TCK’nun 125/1. maddesi uyarınca verilen cezadan TCK’nın 125/4. maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi,
2- Mahkemece, sanık hakkında hakaret suçundan verilen 3 ay 26 gün hapis cezasının, 7 ay süreyle İstanbul ilinde bulunan kahvehanelere ve birahanelere gitmekten yasaklanması şeklindeki seçenek yaptırıma çevrildiği anlaşılmış ise de;
Mahkemenin TCK'nın 50/1-d maddesine aykırı olarak, hükmedilen hapis cezasından fazla olacak şekilde “7 ay” süreyle belirli yerlere gitmekten yasaklanma tedbirine karar verilmesi ve sanğın gerçekleştirilen eylemle herhangi bir bağlantısı bulunmayan “ İstanbul ilinde bulunan kahvehanelere ve birahanelere gitmekten yasaklanması” tedbirine çevrilmesi,
Yasaya aykırı olduğundan, Sultandağı (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 19/12/2008 tarih ve 2007/156 esas, 2008/226 karar sayılı kararının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3.fıkrası uyarınca bozulması, aynı maddenin 4.fıkrasının (d) bendi gereğince de bir karar verilmesi, talep ve evrak tebliğ olunur. ” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1-) Aleniyet unsuru açısından;
5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun’un 4. fıkrasında da “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aleniyet hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir.
İnceleme konusu somut olayda; sanığın katılana telefon yoluyla hakaret ettiği kabul edilerek mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Dosya içerisinde yer alan anlatımlara göre hakaret sözlerinin başkalarının muttali olacağı şekilde söylendiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır. Bu nedenle koşulları oluşmadığı halde aleniyet artırımı yapılarak fazla ceza verilmesi hukuka aykırıdır.
2-) Seçenek yaptırım uygulaması açısından;
Dairemizin, 17.10.2016 tarih, 2015/25267 esas ve 2016/15993 sayılı ilamıyla, saptanan yeni hukuka aykırılık nedeniyle dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdi edildiği, bunun üzerine yeni hukuka aykırılık konusunda Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma talebinde bulunulmadığı, ancak CMK’nın 310. maddesi uyarınca, aynı Kanun’un 309/4-d fıkrası kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma talebinde bulunabileceği anlaşıldığından, anılan Kanun maddelerine dayanılarak sanık lehine tespit edilen yeni hukuka aykırılık açısından değerlendirme yapılmıştır.
5237 sayılı TCK'nın 50.maddesinde; “Madde 50- (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
Çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.” hükmü yer almaktadır.
05.03.2013 tarih ve 28578 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 64. maddesinde; “ (1) Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma; mahkemelerce hükümlünün kişisel, sosyal ve eğitim durumu ile tekrar suç işleme riski göz önüne alınarak iyileştirmeyi ve suçun tekrarını önlemeyi esas alan, hükümlünün mahkûm olduğu hapis cezasının yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmesini veya belirli etkinlikleri yapmasını yasaklayan seçenek yaptırımdır.
(2) Belirli yerler veya etkinlikler; hükümlünün suç işlemesinde, suça yönelmesinde ya da zararlı alışkanlıklar edinmesinde veya bağımlılık yapan maddeler kullanmasında; çevresel, psikolojik, sosyal veya ekonomik etkisi bulunan ya da hükümlünün yeniden suç işlemesine yol açan etkenleri tetikleyecek yerler veya etkinliklerdir.
(3) Yaptırımın infazı, hazırlanan denetim planının sanığa tebliği ile başlar, mahkemece belirtilen sürenin tamamlanmasıyla sona erer.” hükmü bulunmaktadır.
İncelenen somut olayda; sanık hakkında hakaret suçundan verilen 3 ay 26 gün hapis cezasının, 7 ay süreyle İstanbul ilinde bulunan kahvehanelere ve birahanelere gitmekten yasaklanması şeklindeki seçenek yaptırıma çevrildiği anlaşılmıştır.
TCK'nın 50/1-d maddesi uyarınca, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma tedbiri süresinin, hükmolunan hapis cezasının yarısından az, kendisinden fazla olamayacağı gözetilmemiştir.
Ayrıca, kısa süreli hapis cezasının TCK'nın 50/1-d maddesinde yer alan “belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma” seçenek yaptırımına çevrilebilmesi için, hükmedilen seçenek yaptırımın, işlenen suçla bağlantılı olması, suç işlemeye yönelten sosyal, psikolojik veya çevresel etkenlerle sanık arasındaki bağı ortadan kaldırarak, sanığın yeniden suç işlemesini önlemeye yönelik olması gerektiği gözetilmesi gerekir.
Bu suretle, TCK'nın 50/1-d maddesine aykırı olarak, hükmedilen hapis cezasının kendisinden fazla olacak şekilde “7 ay” süreyle belirli yerlere gitmekten yasaklanma tedbirine karar verilmesi ve gerçekleştirilen eylemle herhangi bir bağlantısı bulunmayan “ İstanbul ilinde bulunan kahvehanelere ve birahanelere gitmekten yasaklanması” tedbirine çevrilmesi, hukuka uygun görülmemiştir.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Hakaret suçundan sanık ... hakkında, Sultandağı (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 19/12/2008 tarihli ve 2007/156 esas, 2008/226 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA;
2- CMK'nın 309/4-b maddesi gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 11.09.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy