KARAR
Hakaret suçundan suça sürüklenen çocuk ...’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 43/1-2, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.180,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Antalya 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/09/2011 tarihli ve 2010/125 esas, 2011/420 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/01/2017 gün ve 401670 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Anılan kararın diğer sanık Mustafa Çutur yönünden Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 29/02/2016 tarihli ve 2013/38884 esas, 2016/3569 karar sayılı ilâmı ile bozulmasını müteakip, anılan Mahkemenin 2016/283 esasına kaydedildiği ve yargılamanın devam etmekte olduğu anlaşılmakla, dosya sureti üzerinden yapılan incelemede,
Dosya kapsamına göre, kayden 26/08/1988 doğumlu olup, suçun işlendiği 19/05/2006 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan suça sürüklenen çocuk ... hakkında tayin olunan cezadan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/3. maddesi gereğince indirim yapılmamış bulunulmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
Uyuşmazlık konusunda bir karar vermeden önce, kanun yararına bozma istemine konu edilen hükümde belirlenen yeni bir hukuka aykırılık durumunun incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.2012 gün ve 3/270-88 sayılı kararında belirtildiği üzere; ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanunun 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK'nın 225. maddesinde yer alan; “hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan yasal düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya açıkça aykırılık oluşturacaktır.
Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak da ifade edilen bu ilke uyarınca, hâkim ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.
İnceleme konusu somut olayda; Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 30/03/2010 tarih 2010/6592 sayılı iddianamesiyle, suça sürüklenen çocuk hakkında hakaret suçundan dava açılmamasına karşın, 14/09/2011 tarihli hükümde, hakaret eylemi sabit olduğu kabul edilerek, açılmamış suçtan suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
Sonuç ve Karar:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1) Kanun yararına bozma isteği hakkında bu aşamada bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,
2) Hükümde saptanan yeni hukuka aykırılık nedeni açısından, kanun yararına bozma yoluna başvurulup başvurulmayacağının takdiri için, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, bu hususun değerlendirilmesinden sonra, diğer kanun yararına bozma isteminin incelenmesine, 12/09/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy