(634 S. K. m. 20) (818 S. K. m. 113)
Dava: Dava dilekçesinde borçlu olunmadığının tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dava (menfi tespit), Kat Mülkiyeti Kanununa göre tahakkuk edilip hüküm altına alınmış olan yönetim giderleri için anılan kanunun 20. maddesinin değişik ikinci fıkrası hükmüne göre icra takibine konu edilen gecikme tazminatı borcu bulunmadığının tespitine ilişkindir.
Dosya arasında bulunan yönetim giderlerinin tahsiline ve icra takibine ilişkin dosyaların incelenmesinden anlaşıldığına göre davalı yönetici davacı aleyhine yönetim giderleri konusunda açtığı dava sonunda 889.100 TL.'ye faiz ile birlikte hükmedilmiş, bu karar kesinleşmeden davalı icra takibinde bulunmuş, temyiz aşamasında davacının icra veznesine yatırdığı, hükmolunan miktara eşit teminat 29.9.1988 tarihinde icra veznesinden çekilmiş, karar daha sonra 22.5.1989 tarihinde Yargıtay'ca onanarak kesinleşmiştir.
Davalı yönetim 26.6.1989 tarihinde yukarıda sözü edilen %10 gecikme tazminatı için icra talebinde bulunmuş, davacının itiraz süresini geçirmesi üzerine kesinleşen icra takibi uyarınca takip konusu meblağ davalı tarafından tahsil edilmiştir. Davacının açtığı menfi tespit davası bilirkişinin yaptığı hesap doğrultusunda davacının borçlu olduğu kabul edilerek reddedilmiştir.
Bu davaya konu %10 gecikme tazminatı, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 20. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında olup, ana gayrimenkulün genel giderlerinin süresinde ödenmemesi halinde asıl giderle birlikte ödenmesi gereken gecikme tazminatıdır. Bu tazminat asıl borca tabi olup, Borçlar Kanununun 113. maddesi hükmü gereği asıl borç ödemeye veya başka bir şekilde sakıt olduğu takdirde oda sakıt olur.
Davalı yönetici asıl alacak olan yönetim giderleri konusunda açtığı davada ve bu dava sonunda verilen karar gereği asıl alacağı tahsil ettiği sırada buna ilişkin hakkı saklı tutmadığı da dikkate alındığında davanın kabulü gerekirken yazılı olduğu şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.05.1993 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy