(2942 S. K. m. 13, 17) (7201 S. K. m. 32)
Dava: Dava konusu taşınmaz 1973 yılında kamulaştırılmıştır. Dosya içerisinde Ahmet D. adına çıkarılmış bir tebligat mevcut olup, bu tebligata göre adı geçenin tebligatı bizzat aldığı açıklanmış ise de, bu kişinin 20.9.1955 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Daha sonra idare tarafından Kamulaştırma Kanunun 17. maddesi uyarınca tescil davası açılmış olup, dosyaya konulan fotokopi örneğinden davanın Sefer D., Ahmet D., Emine D., D. D., Ali D., Necmiye D., İsmail D., Letoyet Üremen ve Muhsine D. hakkında açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu dava sonunda verilen 14.7.1977 tarihli kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamakla beraber dosyası içine konulan tapu senedi örneğinde 189 parselin Uludağ Üniversitesi Tüzel Kişiliği adına tescil edildiği yazılıdır. Gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece dairemizin bir başka dava sebebiyle vermiş olduğu bir karara dayanılarak davacıların 25.10.1993 tarihinde açtıkları bedel artırımı davasında iyi niyetli olmadıkları, bu sebeple Tebligat Kanununun 32. maddesinin 2. fıkrası hükmünden yararlanamayacakları kabul edilerek dava reddedilmiş ise de, bu konuda yeteri kadar inceleme yapılmamıştır. Mahkemece böyle bir sonuca varılabilmesi için muhatap adına bir tebligat çıkarılmış olması, bu tebligatın geçersizliğine dayanılmış olması, tebligat geçersiz olmasına rağmen muhatabın (davacının) objektif iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde bedel artırımı davası açmış bulunması gerekir. Bu davadaki maddi olayda davacıların herhangi biri adına veya sağ olmak koşuluyla murislerine, kamulaştırma evrakının tebliğe çıkarıldığına dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bu nedenle çıkarılmamış bir tebligat için davacının 32. maddeye dayanması mümkün olmadığı gibi 32. maddenin son fıkrası hükmü de uygulanamayacağından, bu yöndeki kötü niyetten de söz edilemez.
Diğer taraftan Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine göre açılmış bir tescil davası ancak kamulaştırma işlemine karşı idari ve adli yargıya başvurulmadığı veya bu konuda açılan davaların kesin olarak sonuçlandığı halde ancak kabul edilip tescile hükmedilebileceği ve bu şekilde verilen bir tescil kararı üzerine tapuda işlem yapılacağı dikkate alındığında böyle bir karara dayanılarak tescil işlemi yapılmış ise usulen verilip kesinleşmiş ve infaz edilmiş böyle bir karar iadei muhakeme yoluyla iptal edilmedikçe bedel artırımı davasının mesmu olmayabileceği sonucuna varılmak gerekli ise de, mahkemece bu konuda da yeterli araştırma yapılmamış, tescil davasının akıbeti saptanmamıştır. Davalı vekilinin tescil davasının henüz kesinleşmediğine dair beyanının dayanağı da araştırılmamıştır.
Tescil davasında birden çok davalı bulunduğu dikkate alınarak bunların hangisi hakkında kesinleştiği, hangisi hakkında kesinleşmediği ve yukarıda sözü edilen tapu kaydının ne suretle tesis edildiği ve dayanakları araştırılmamıştır.
Bu hususlar dikkate alınmadan eksik araştırma ve incelemeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir;
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 750.000 TL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.10.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy