(1587 S. K. m. 16)
Dava: Dava dilekçesinde adın değiştirilmesi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; dava dilekçesinde, müvekkilinin Almanya'da doğduğunu ve orada yaşadığını, toplumsal ilişkilerde ve halk arasında Güzün adı ile tanınıp bilindiğini böyle çağrıldığını, bu farklılığın kendisini mağdur ettiğini, ileri sürerek, nüfus kaydındaki Güzün olan adının Güzün olarak düzeltilmesini talep ve dava etmiş, dinlenen tanıklar dahi davacıyı Güzün adı ile tanıyıp bildiklerini beyan etmişlerdir.
Medeni Kanunun 27. maddesine göre, haklı sebebin varlığı halinde adın değiştirilmesi mümkün olup, Yargıtay uygulamalarında da kişinin toplum içerisinde bilinip tanındığı adı ile anılmayı istemesinin ve resmi işlemlerinde kullandığı ada sahip olmasının haklı sebep teşkil edeceği kabul edilmiştir. Çünkü, herkes etrafınca tanındığı ve çağrıldığı adını kanunlara aykırı olmadıkça resmen ve kayden de taşımak hakkına sahiptir. Böyle bir durumun istisnası 1587 sayılı Nüfus Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrası hükmünde yer almış olup, çocuğa anne ve babası tarafından verilemeyecek adın, hakim kararı ile verilmesi sonucunu doğuracak olan hallerde, yukarıda bahsedilen haklı sebep ispatlansa bile, adın değiştirilmesi mümkün değildir. Gerçekten de sözü edilen madde hükmüne göre, milli kültürümüze, ahlak kurallarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adlar konulamaz.
Mahkemece; sorulması üzerine dosyaya getirtilen Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Başkanlığının 30.5.2002 tarih ve 669 sayılı cevabi yazısında, Jülyet kelimesinin Türkçe olmadığı ve Türkçede böyle bir ad verme geleneği bulunmadığı, bu sebeple kelimenin ad olarak kullanılmasının uygun olmadığı şeklindeki görüşü gerekçe olarak benimsenip talep kanuna aykırı görülerek dava reddedilmiş ise de, böyle bir adın 1587 Sayılı Nüfus Kanununun 16. maddesinin dördüncü fıkrasında sözü edilen milli kültürümüze, ahlak kurallarına aykırı olduğu ya da kamuoyunu incitici nitelikte bulunduğu bu sebeple ad olarak kullanılmasının uygun olmayacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklanmadan davanın reddi doğru görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş; davacının tanıkları yeterli görülmediği takdirde, varsa başka delillerinin ibrazı istenip, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde bulundurulup, toplanan deliller birlikte değerlendirilip, hasıl olacak sonuç doğrultusunda bir karar vermek olmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.12.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy