(2942 S. K. m. 11, 15)
Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Kanununun 4650 Sayılı Kanunla değişik hükümlerine dayalı olarak, kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
1-Kamulaştırma Kanununun 11.maddesinin (f) bendi hükmü uyarınca, dava konusu taşımazın, dava tarihindeki mevki ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net geliri esas alınarak bilimsel yöntemle, değerlendirmesini yapan bilirkişi kurulu raporunda, İlçe Tarım Müdürlüğünden getirtilen 24.9.2001 tarihli belgedeki net geliri gösteren verilerin esas alındığı belirtilmiş, bu verilerin, kamulaştırma evrakı arasındaki verilere uygun düşmediği yolunda yapılan itiraz üzerine alınan bilirkişi kurulunun ek raporunda da, aynı kurumdan itiraz sonrası getirtilen 5.11.2001 tarihli belgedeki verilere göre değerlendirme yapılması halinde de sonucun değişmeyeceği bildirilip, asıl rapordaki görüşte ısrarlı olunmuştur.
Yargıtay uygulamalarında, yılları kapsayan ciddi istatistiki çalışmalar sonucu belirlenen Tarım Müdürlüğü verilerinin (aksine çok önemli bulgular olmadıkça) değerlendirmede esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak somut olayda, İlçe Tarım Müdürlüğünden 31.7.2001 tarihinde davacı idareye ve aynı kurum tarafından 24.9.2001 tarihinde mahkemeye gönderilen yazılardaki veri bilgilerinde görülen farklılığın giderilmesi için yine aynı kurumdan getirtilen 5.11.2001 tarihli olup, önceki bilgilerin başka yöreye ait iken yanılgı sonucu bildirildiği açıklamasını kapsayan yazı altındaki veri listesine göre değerlendirme yapılmak üzere bilirkişi kurulundan ek rapor istenilmiş ise de, bu veri listesinde, taşınmazın sulanabilir veya kuru olması ayrımı yapılmaksızın veriler bildirilmiştir. Bilirkişi kurulunun asıl raporunda değerlendirmeye esas aldığı veriler bakımından da aynı şekilde bilgi eksikliği vardır. Oysa, arazinin sulanabilir nitelikte olup olmamasına göre, ekilebilecek ürünlerin cinsi, verimliliği, kalitesi ve fiyatı farklı olacak ve bu farklılık taşınmazın bedelinde de kendisini gösterecektir.
Bu bakımdan mahkemece, dava konusu taşınmazın sulanabilir nitelikte olduğu yolundaki saptama da gözetilip İlçe Tarım Müdürlüğünden, bilirkişi kurulunca münavebeye alınan ürünlerin, yörede sulanabilir nitelikteki arazide dekar başına ortalama verim, üretim gideri ve kg fiyatlarının yeniden sorulması ve sağlıklı sonuca ulaşılması bakımından şeker pancarı ürünü yönünden uzman kuruluş olan bölgedeki en yakın şeker fabrikasından bu bilgilerin ayrıca istenilip, alınacak yanıtlar doğrultusunda yeniden değerlendirme yapılması gerekir.
2-Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarında, iklim şartları, topografik yapısı ve bölgesindeki konumu (büyük yerleşim yerlerine uzaklığı vb.) itibariyle dava konusu taşınmazın bulunduğu yerle benzer nitelikte olan, ülkemizin değişik yörelerindeki sulu tarım arazilerinin değerlendirilmesinde (değeri önemli şekilde etkileyen, bilimsel olarak kanıtlanmış, farklı ve özel bir faktör bulunması hali hariç) kapitalizasyon faiz oranı %5 olarak alınmaktadır. Taşınmazın sulama kanalı kenarında bulunduğu da dikkate alındığında %5 kapitalizasyon faizi oranı uygulanarak değerinin belirlenmesi gerekirken %6 oran uygulanmak suretiyle değer tespiti doğru değildir.
3-Davada kendisini vekil ile temsil ettirmiş olan davacı idare yararına maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Mahkemece, eksik bilgi ve belgeler sağlandıktan ve yukarıda açıklanan hususlarda bilirkişilerden ek rapor alındıktan sonra davalı vekilinin son oturumdaki beyanı gözetilerek (3) numaralı bozma gereği de yerine getirilmek suretiyle hüküm kurulmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 18.4.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy