(2942 S. K. m. 10, 11)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılmasıyla faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması taraf vekillerince yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçeleriyle istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davalı Vek. Av. A
A
yla davacı Vek. Av. İ
C
geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.
Karar: Kamulaştırılan taşınmazlardan 102 parsel sayılı olanı hakkında da bedel artırımı yapılması gerekmekte iken bilirkişi raporlarında açıklanan düşünce doğrultusunda bu husustaki talebin reddi doğru değil isede davacı vekilinin bu yönde bir temyizi bulunmadığından bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
1- Dava dilekçesinde, kısmen kamulaştırılan taşınmazın kamulaştırılan bölümü için takdir olunan bedelin yetersizliğine dayalı olarak artırılması istenilmekle beraber ayrıca aynı davalı idarece aynı taşınmazın kamulaştırma yapılmadan el konulan bölümünün bedelinin tahsili istenilmiştir.
09.08.2001 tarihli oturumda, kamulaştırmasız el atılan kesimle ilgili istemin maddi hata olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle reddine, davacının kamulaştırmasız el koyma iddiasıyla ilgili hususlarda dava açmakta muhtariyetine karar verilmiş ise de yargılama sonunda verilen nihai kararda kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat isteği konusunda bir hüküm kurulmamıştır.
Davacının, kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat istemi niteliğindeki davasının bedel artırım davasıyla birlikte görülmesi, farklı usule tabi olmaları nedeniyle mümkün değil ise de, mahkemece bu davanın tefrikine karar verilmesi gerekirken el atma davası açılmamış gibi davacının bu hususta dava açmakta muhtariyetine şeklinde ara kararı verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Bedel artırımı istemiyle ilgili olarak verilen hükmün temyizine gelince;
2- Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, taşınmazın kamulaştırılan kesimindeki zeytin ağaçlarının ve bağ omcalarının sayısı dikkate alınarak zeminin tamamının, kısmen kapama zeytinlik kısmen üzüm bağı olarak nitelendirilip değerlendirilmiş bulunmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak;
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarında, kapama zeytinlik ve kapama üzüm bağı değerlendirmelerinde, gelir getiren bu ağaç ve omcalardan, cinslerine göre kalite ve verimlilik açısından teknik olarak en uygun sıklıkta dikildiğinde dekar başına elde edilebilecek verim esas alınmak suretiyle taşınmaz üzerindeki ağaçların ve omcaların bu ölçülere göre kaplayacağı alandan elde edilebilecek net gelire göre bilimsel yöntemle zemin değeri saptanması aranmaktadır. Bu bağlamda, kamulaştırılan taşınmaz üzerindeki zeytin ağaçları ile bağ omcalarının sayısı itibariyle normal sıklıkta kaplayacağı alanın kapama zeytinlik ve kapama bağ kabul edilip, bu cins zeytin ve üzümün, tarım müdürlüğü verilerine göre o yörede dekar başına ortalama verimi (zeytin için bir yıl yok, bir yıl var yılı olduğu da gözetilerek) ve ortalama kg fiyatı esas alınmak suretiyle gelir hesabı yapılması; sık dikim nedeniyle, taşınmaz üzerinde normal sıklıkta olması gerekenden fazla ağaç ve omca bulunması halinde de, bunların çokluğu gözetilmeden taşınmazın tamamı kapama kabul edilip, yine normal sıklıkta zeytinlik ve bağdan elde edilebilecek gelir esas alınmak suretiyle değerlendirme yapılması gerekir. Bu şekilde yapılan değerlendirmeyle kamulaştırılan yerin tamamında uygun teknikle normal olarak sağlanabilecek gelir dikkate alınmış olduğuna göre taşınmazın üzerinde bulunan fazla zeytin ağaçlarıyla omcaların gelirinin artık taşınmazın zemin değerine bir katkısı sözkonusu edilemez. Başka bir deyişle, normal sıklık sayısını aşan zeytin ağaçlarıyla omcaların değeri de kapama zeytinlik ve kapama bağ olarak bulunan bedelin kapsamında kalmaktadır.
Bu bakımdan, kamulaştırılan taşınmazın fiili durumuna dayalı olarak ve il tarım müdürlüğünün dosyada mevcut yazısında belirlenen sık dikim şartlarındaki verileri uygulamak suretiyle mevcut ağaç başına verim üzerinden değerlendirme yapan bilirkişi kurulu raporlarına göre hüküm kurulmuş olması yerinde görülmemiştir.
Öte yandan ülkemizin zeytin üretiminin en çok yapıldığı Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde dekar başına zeytin veriminin genelde 400-500 kg civarında olduğu yıllardır Yargıtay'a gelen kamulaştırma dosyalarından bilinmektedir. Elimizdeki dosyada taşınmazın bulunduğu ilçe tarım müdürlüğü verileri yerine il tarım müdürlüğünden alınan ve taşınmaz üzerinde bulunan her ağaç için geçerli olmak üzere bildirilen ağaç başına verim miktarı esas alınmak suretiyle 1000 kg/dekar zeytin ve aynı şekilde 2600 kg. üzüm verimine ulaşılıp bu yüksek miktarlar üzerinden değerlendirme yapılması da doğru değildir.
Hal böyle olunca mahkemece el atma davasının tefrikinden sonra, Çamlıyayla İlçe Tarım Müdürlüğünden, zeytin ve üzüm ürünlerinin (zeytin için bir yıl var bir yıl yok yılı olduğu da gözetilerek) dekar başına ortalama verim miktarının, üretim maliyetinin ve kg toptan satış fiyatının sorulup alınacak cevaba göre (ülke genelinde verim miktarının zeytinde 500 kg/dekarı, üzümde 2000kg./dekarı aşmadığı da dikkate alınarak) bilirkişi kurullarından ek raporlar alınıp hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMKnun 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı ve davacı yararına takdir edilen 250.000.000 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa, davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 17.09.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy