(2942 S. K. m. 11) (3194 S. K. m. 18) (1086 S. K. m. 83) (1136 S. K. m. 168) (Arsa Sayılacak Parsellenmemiş Arazi Hakkında Karar m. 1)
Dava: Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme ile alınan raporlar hükme yeterli değildir.
Ancak;
1- Belediye Başkanlığının, kamulaştırılan taşınmazın imar planı dışında, belediye hizmetlerinden yararlanan yerler arasında bulunduğu ve sulu tarım arazisi olarak kullanıldığına dair cevabi yazısı ile yetinilmek suretiyle taşınmaz arsa niteliğinde kabul edilerek ona göre değerlendirme yapan bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de bu araştırma yeterli değildir.
Dosyada mevcut krokisinde, etrafının genellikle geniş alanlı tarlalarla kaplı olduğunun görülmesi, çevresinde arsa olarak nitelendirilebilecek küçük parseller, tesisler, şehir içi yolları gibi şehirleşme emarelerine pek rastlanmaması nedeniyle, tapu sicilinde tarla olarak kayıtlı ve geniş bir mesahaya sahip dava konusu taşınmazın, sırf belediye yazısına dayanarak arsa olarak nitelendirilmesi doğru görülmemiştir.
Her ne kadar bilirkişi kurulları raporlarında da nitelikleri, konumu ve çevre özellikleri belirtilerek taşınmaz arsa olarak değerlendirilmişse de, keşifte dava konusu yeri inceleyip, hakkında bilgi edinen hakimin, tutanağa geçecek genel nitelikteki objektif gözlemleri ile ve yargı denetimine olanak sağlamak amacıyla, dosyaya konulacak planlar, fotoğraflar, ilgili belediyeler, imar müdürlükleri, kadastro müdürlükleri gibi mercilerden alınacak belgelerle desteklenmedikçe, mücerret belediye yazısı ve bilirkişi raporlarındaki belirlemeler, imar planı dışında yada henüz imar planı yapılmamış yörelerdeki taşınmazların arsa sayılabilmesi için her zaman yeterli olmazlar.
Bakanlar Kurulunun Yargıtayca da kısmen benimsenen 28.2.1983 günlü, 1983/6122 Sayılı Karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın arsa sayılabilmesi için, belediye ya da mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (belediyece, meskun olduğu için yada meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanan meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Bu durumda, henüz imar planında bulunmayan taşınmazın arsa sayılabilmesi için yukarıda sayılan unsurları taşıyıp taşımadığının saptanması amacıyla, yeniden keşif yapılması, keşif tutanağına hakimin genel ve objektif gözlemlerinin yazılması, Yargıtay denetimine olanak sağlamak açısından taşınmazın çevresi ile birlikte arsa sayılması için gerekli unsurları haiz olup olmadığını gösterecek nitelikte fotoğraflarının ve çevredeki yapılaşma ve tesisleri de, mümkün olduğu kadar mesafe de belirterek, gösteren ayrıntılı plan yada krokisinin ve bağlı olduğu yerleşim merkezi yada il, ilçe merkezine uzaklığının belirlenmesi ve tüm bu araştırmalar sonucuna göre arsa yada arazi olarak değerlendirilmesi gerekir.
Sonuç olarak, yapılacak keşif ve araştırmalar neticesinde dava konusu taşınmaz arsa olarak nitelendirilirse aşağıdaki açıklamalar da dikkate alınarak şimdiki gibi, taşınmazın tarım arazisi olarak nitelendirilmesi durumunda ise olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer belirlenmeli ve hasıl olacak duruma göre karar verilmelidir.
Taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun saptanması halinde dahi yapılan araştırma ve inceleme ile alınan raporlar hükme yeterli değildir.
Şöyle ki;
2- Kamulaştırma evrakı davacıya tebliğ edilmemiş ise de 29.9.2000 tarihinde dava açılmıştır. Davanın açılmış olması, kamulaştırma evrakının tebliğinden amaçlanan sonuca (davacının kamulaştırmayı tüm unsurlarıyla öğrendiğine) ulaşılmış olduğunu göstermekte olduğundan tebliğ ile eşdeğerdir. Bu itibarla değerlendirmenin dava tarihi esas alınarak yapılması gerekirken daha sonra olan ferağ tarihi (5.10.2000) esas alınarak değerlendirme yapılmak suretiyle yüksek değere ulaşılmış olması,
3- Bilirkişi kurulu raporlarında somut emsal alınan taşınmazın, belediye tarafından yapılan bir imar düzenlemesi sonucunda oluşmuş bir parsel olup olmadığı (13.01.2000 tarihi itibariyle) belediye imar ve tapu sicil müdürlüğünden araştırılıp, somut emsal imar parseli ise kadastro parseli niteliğinde olan kamulaştırılan taşınmaz için belirlenen bedelden İmar Kanununun 18/2. maddesi gereğince düzenleme ortaklık payına tekabül edecek oranda indirim yapılması hususunda bilirkişi kurullarından ek raporlar alınması gerektiğinin düşünülmemiş olması,
4- 2942 Sayılı Yasanın 11. maddesinin (d) bendinde vergi beyanı, kıymet takdirinde gözönünde tutulması gereken esaslar arasında sayılmıştır. Bu tür nesnel öğeler sayesinde bilirkişilerin öznel değerlendirmelerini denetleme olanağı elde edilmiş olur. Vergi beyanları ve resmi makamlarca yapılan kıymet takdirleri, genellikle taşınmazın gerçek değerini tam olarak yansıtmamakta, gerçek değerinden daha düşük değerler belirlenmektedir. Ancak bu husus, dava konusu taşınmaz için olduğu kadar emsal için de geçerlidir ve emsal karşılaştırması yapılırken dikkate alınması yasa gereğidir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmazın değerlendirme tarihindeki beyan edilen vergi beyanları ile bu taşınmazların bağlı bulundukları cadde veya sokak için belediyelerce emlak vergisine esas olmak üzere belirlenen m2 fiatları ilgili belediyeden getirtilerek bu değerlere göre verilen m2 fiyatının mukayese edilmesi gerekir.
Emsalin ve dava konusu taşınmazın emlak vergisine esas değerlerinin birbirine oranı ile bilirkişi raporlarında emsal karşılaştırması sonucu değerlendirmeye esas alınan oran birbirinden fahiş ölçüde farklı ise, mahkemece bu farklılık ve çelişki bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak mutlaka giderilmelidir.
Bu hususlar yerine getirilmeden değerlendirme yapan raporlara göre hüküm kurulmuş olması,
Doğru görülmemiştir.
Kabule göre de;
5- İlk bilirkişi kurulunun raporunu mahkemeye vermesinden (26.11.2001) hemen önce davacı vekili 23.11.2001 tarihli dilekçesi ile 33.580.000.000 TL. olarak istediği bedel artırımını 10.074.000.000 TL'ye indirdiğini bildirmiş, davacının bu istemi mahkemece de ıslah olarak değerlendirilip kabul edilmiştir.
Bu olayda davacı vekili, bilirkişi kurulunun raporunu ibrazından hemen önce dava dilekçesindeki talebinin yüksek olduğunu fark etmiş ve ret-kabul oranına göre davalı idare lehine ödemesi gereken vekalet ücretinin bir kısmından kurtulmak için bu yola başvurmuştur. Herkes mahkeme önünde hakkını ararken adalet ve hakkaniyet kurallarından ayrılmamalı, makul olmayan, abartılı istemlerde bulunmamalıdır. Eğer her şeye rağmen bu kuralları hiçe saymışsa bu takdirde karşı tarafın zararına neden olacak şekilde hatasından yararlanma olanağı kendisine tanınmamalıdır.
HUMK'nun 83. maddesine göre iki taraftan her biri usule ilişkin olarak yaptığı işlemi tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Oysa davacının söz konusu talebi, bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragattir. Doktrinde buna talep sonucunun daraltılması (azaltılması) da denilmektedir. Davacının talep sonucunu azaltması, davayı genişletme veya değiştirme sayılmaz. Tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek de yoktur (Baki Kuru- Hukuk Muhakemeleri Usulü- altıncı baskı cilt IV sayfa 4048-4049).
Dolayısıyla davacı vekilinin bu isteminin, ıslah müessesinin mahiyetiyle bağdaşır bir yönü de bulunmamaktadır. Mahkeme, işlemin bu niteliğini belirlemede hataya düşmüştür. Kural olarak karşı tarafın iznine bağlı olmadan düzeltilecek işlemler ve yapılacak talepler için ıslah yoluna başvurulmaz.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere mahkemece; davacı vekilinin istemi, kısmi bir feragat olarak kabul edilip, Avukatlık Yasasının 168 ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddeleri uyarınca dava dilekçesindeki ilk talebi olan 33.580.000.000 TL üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davacının gerçekleştirmek istediği işleminin hukuki mahiyeti yanlış değerlendirilmek suretiyle eksik avukatlık ücretine karar verilmesi,
6-Artırılan bedel faizine, dava dilekçesinde başlangıcı belirtilmeden faiz talep edilmiş olduğundan, dava tarihi yerine daha önceki bir tarihten itibaren hükmedilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.07.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy