(1086 S. K. m. 86) (2942 S. K. m. 11, 14) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Dava, kamulaştırma bedelinin artırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün temyiz incelemesi davalı vekili, incelemenin duruşmalı olarak yapılması ise cevapla birlikte davacılar vekili tarafından yasal süresi içinde verilen dilekçeler ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı vekili ile aleyhine temyiz olunan davacı vekili geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Karar: 1-Birleştirilen her iki davayla ilgili dava dilekçelerinde, kamulaştırılan taşınmaza takdir olunan bedelin yetersiz olduğundan ve gerçek değeri yansıtmadığından bahisle 5.000.000 TL/m2 takdir edilen bedelin 15.000.000 TL/m2 olarak tespit edilip, buna göre arttırılmasına karar verilmesi istenilmiştir. Yargılama aşamasında ilk keşif yapılıp bilirkişi raporu alındıktan sonra 26.9.2001 tarihli dilekçe ile davacılar vekili bilirkişi raporunda ulaşılan miktarı esas almak suretiyle müddeabih miktarını ıslah ettiğini bildirip taşınmazın bedelinin 47.000.000 TL/m2 üzerinden tespit edilip artırılmasını istemiştir. Dava dilekçelerinde faiz talep edilmediğinden davacılar vekili tarafından bu hususta ayrıca açılan dava, bu davayla birleştirilmiş ve mahkemece, davacılar vekilinin ıslah talebi de kabul edilip buna göre tahkikat ikmal edildikten sonra hüküm kurulmuştur.
Kamulaştırma Yasasının 14. maddesinde, kamulaştırmaya konu taşınmaz malın sahibinin yapılan tebligat gününden veya tebliğ yerine geçen ferağ tarihinden itibaren 30 gün içinde, takdir olunan bedel ile maddi hatalara karşı adli yargıda dava açılabileceği hükmüne yer verilmiş olup, bedele ilişkin olarak açılacak dava yönünden yasada öngörülen, hak düşürücü nitelikteki bu süre geçtikten sonra malikin artık bedel konusunda dava açma hakkı bulunmamaktadır. Malikin dava hakkının bulunduğu hak düşürücü süre içerisinde bedel artırım davası açıldıktan sonra HUMK'nun 86 ve müteakip maddelerine dayanılarak müddeabihin artırılmasına yönelik ıslah isteme hakkı mevcut ise de, bu süre geçtikten sonra bedelin daha da artırılması gerektiğinden bahisle ayrı bir davaya da konu edilemeyecek olan ilave bedel için ıslah talebinde bulunulmasına yasal olanak yoktur. Başka bir deyişle, ıslah istendiği tarihte dava hakkı düşmüş ise, bu husus ıslah istemine konu edilemez. Şu kadar ki kamulaştırma bedeli niteliğinde olmayan faizin istenilebilmesi, Kamulaştırma Yasanının 14 üncü maddesinde öngörülen hak düşürücü süreye tabi olmadığından diğer koşulların varlığı halinde bu süre geçtikten sonrada artırılan bedel faizi dava konusu edilebilir.
Bu durumda, dosya kapsamındaki belgelerden davacılardan bir kısmına kamulaştırmanın tebliğ edilip edilmediği anlaşılamamış ise de, Yargıtay uygulamaları gereğince önceden tebliğ yapılmayanlar yönünden dava tarihinde tebliğ yapılmış sayılacağından diğer davacılar adına 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde dava açılmış ancak bu süre geçtikten ve de, davanın açıldığı 20-23 Mart 2001 tarihinden çok sonra 26.9.2001 tarihinde ıslah istenildiği gözetildiğinde yukarıda açıklanan nedenlerle davacıların ıslah isteminin reddi gerekirken kabul edilip, buna göre fazla değere hükmedilmesi usul ve yasaya uygun düşmemektedir.
Bundan ayrı;
2-Davacılar, Selahattin, Kaplan, Zakir, Zühal, Zehra, Zekiye, Süreyya, Hüsniye, Şermin ve Münevver'e kamulaştırma evrakının tebliğ tarihi tespit edilmeden bu davacılar yönünden davanın süresi içerisinde açıldığının kabulü,
3-Bilirkişi raporlarında somut emsal olarak alınan 467 Ada 11 parselin emsal alınan 18.3.1994 tarihli satışına esas alıcısını satıcısını ve satış bedelini gösterir şekilde tapu kaydının getirtilip bilirkişi raporlarının denetlenmemiş olması,
4-Bu dosyaya getirtilmemekle beraber Dairemize daha önce intikal eden dava konusu taşınmazın paydaşlarınca açılmış aynı mahkemenin 2001/229 Esas-2001/821 Karar ( Dairenin 2002/1588 Esas ) sayılı dosyasındaki belgelerden dava konusu taşınmazın İmar parseli, emsal taşınmazın ise kadastro parseli olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, dava konusu taşınmazın somut emsalle karşılaştırılması sonucu bulunan değerine düzenlemeye karşılık bir ilave yapılması doğru ise de, yapılacak ilavenin bu parselin ( dava konusu ) imar düzenlemesi görürken uğradığı zayiat oranına tekabül edecek miktarda olması gerekir.
Bu husus Belediye İmar Müdürlüğünden sorularak dava konusu taşınmazın İmar Yasasının 18. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, önceki yüzölçümü itibarıyla uğradığı zayiat oranı tespit edilerek yapılacak ilavenin oranının buna göre belirlenmesi gerektiğinin düşünülmemiş olması,
Kabule göre de;
5-2942 Sayılı Yasanın 11.maddesinin ( d ) bendinde vergi beyanı, kıymet takdirinde gözönünde tutulması gereken esaslar arasında sayılmıştır. Bu tür nesnel öğeler sayesinde bilirkişilerin öznel değerlendirmelerini denetleme olanağı elde edilmiş olur. Vergi beyanları ve resmi makamlarca yapılan kıymet takdirleri, genellikle taşınmazın gerçek değerini tam olarak yansıtmamakta, gerçek değerinden daha düşük değerler belirlenmektedir. Ancak bu husus, dava konusu taşınmaz için olduğu kadar emsal için de geçerlidir ve emsal karşılaştırması yapılırken dikkate alınması yasa gereğidir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmazın değerlendirme tarihindeki beyan edilen vergi beyanları ile bu taşınmazların bağlı bulundukları cadde veya sokak için belediyelerce emlak vergisine esas olmak üzere belirlenen m2 fiyatları ilgili belediyeden getirtilerek bu değerlere göre verilen m2 fiyatının mukayese edilmesi gerekir.
Emsalin ve dava konusu taşınmazın emlak vergisine esas değerlerinin birbirine oranı ile bilirkişi raporlarında emsal karşılaştırması sonucu değerlendirmeye esas alınan oran birbirinden fahiş ölçüde farklı ise, mahkemece bu farklılık ve çelişki bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak mutlaka giderilmelidir.
Bu hususlar yerine getirilmeden değerlendirme yapan raporlara göre hüküm kurulmuş olması,
6-Faize, kamulaştırmanın kesinleşip mülkiyetin idareye geçtiği tarihten itibaren hükmedilmesi gerekir. Buna göre, davacılar Zehra, Zekiye, Süreyya, Hüsniye, Şermin, Münevver için 20.4.2001; Kadriye ve Behiye için 28.3.2001; Muzaffer için de 12.4.2001 tarihi yerine daha önceki bir tarihlerden faize hükmedilmiş olması,
Doğru görülmemiştir.
Mahkemece, eksik belgeler getirtildikten sonra yukarda sözü edilen bozma sebepleri doğrultusunda bilirkişi kurullarından ek raporlar alınmalı ve faize yönelik bozma da dikkate alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428 nci maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı yararına takdir edilen 250.000.000 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy