(4721 S. K. m. 23, 24, 25, 26, 27, 339) (1587 S. K. m. 16, 46) (YHGK 01.03.2000 T. 2000/18-127 E. 2000/158 K.)
Dava: Dava dilekçesinde adın iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davalı Nüfus İdaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davanamade, davalı N. A.'ın kızının adını Hejar olarak nüfusa tescil ettirdiğini, bu adın milli örf ve adetlere aykırı olduğu belirtilerek nüfus kaydındaki Hejar adının iptal edilmesi istenilmiştir.
Mahkemece, Cumhuriyet Savcısının Nüfus Kanununa dayanan yetkisinin kayıt iptaline ilişkin olmayıp münhasıran kayıt düzeltmeye ilişkin olması ve işlemin idari bir özellik taşıması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerek 1587 Sayılı Nüfus Yasasının 16 ve 46 ncı maddelerinde ve gerekse 27.9.2002 tarih ve 24889 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetlerine Ait Görev ve Çalışma Yönetmeliğinde adın iptali konusunda dava açılabileceğine ilişkin bir hüküm yer almamaktadır. Nüfus Yasasının kayıt düzeltmeleri başlığını taşıyan 46.maddesinde, ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davalarının açılabileceği belirtilmiş olup, buna göre Cumhuriyet Savcısı adın düzeltilmesi ya da değiştirilmesi için dava açabilecektir. Ancak, nüfus kütüğüne tescil edilmiş bir adın -milli kültüre, ahlak kurallarına, örf ve adete uygun düşmeyen veya kamu oyunu inciten nitelikte de olsa- iptali istemi ile dava açamayacaktır. Her nasılsa Cumhuriyet Savcılığınca böyle bir dava açıldığında, mahkemece davanın reddi cihetine gidilecektir. Esasen davanın idari ya da adli yargıya açılmış olması da durumu değiştirmeyecektir. Çünkü iptal, düzeltme ya da değiştirmeden farklı bir işlemdir. Daha açıkçası düzeltme, yanlışyapılanveyagerçeğeaykırı olan bir kaydın yerine doğrusunun yazılması; değiştirme, bir şeyin yerine yenisinin konulması; iptal ise, var olan bir şeyin ortadan kaldırılması -yok kılınması- anlamına gelir ki, nüfus kütüğüne tescil edilmiş bir adın iptali, kişiyi adsız bırakmak ve giderek Anayasayla güvence altına alınmış bulunan temel kişilik hakkına saldırı sonucunu doğurur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1.3.2000 gün ve 2000/18-127 E, 2000/158 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; özel hukuk açısından ad, kişiyi tanıtan ve onu diğer bireylerden ayırmaya yarayan bir kavramdır. Başka bir deyişle ad, kişinin toplum içinde tanınmasının ve bu konuda gerekli düzenin sağlanmasının önemli bir aracıdır. Kendine özgü kişiliği ve özvarlığı olan her birey, başkalarından adıyla ayırt edilir, toplum ve ailesi içinde bununla yer alır. Onun içindir ki, her kişinin bir adı olması zorunlu kılınmıştır. Bu zorunluluk kişinin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir öğesini oluşturan adını özgürce seçmesi ve onurla taşıması için kendisine tanınmış bir temel kişilik hakkıdır. Ad üzerindeki bu hak, Anayasamızda güvence altına alınmış bulunan temel hak ve özgürlükler kapsamında olup, her Türk yurttaşının milli kültür ve çağdaş hukuk düzeni içinde eşit olarak yararlanması ilkesine dayandırılmıştır. Adın temel kişilik hakları içerisinde taşıdığı önemi göz önünde bulunduran 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzda kişiliği korumaya ilişkin hükümlerle yetinilmeyip (m.23-25), onu ayrıca düzenlemek yoluna gitmiştir (m.26,27). Diğer yandan Türk Medeni Kanununun 339.maddesinin son fıkrası ile Nüfus Yasasının 16.maddesinin dördüncü fıkrasında, çocuğun adını koyma hakkı anne ve babaya tanınmıştır.
Kişi adının -yukarıda açıklanan niteliği gereği- sürekliliği asıl olmakla birlikte, haklı nedenlerin bulunması koşuluyla değiştirilmesine olanak tanınmış, Türk Medeni Kanununun 27.maddesinde adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir hükmüne yer verilmiştir. Bundan ayrı Nüfus Yasasının 16.maddesinin dördüncü fıkrasında milli kültürümüze, ahlak kurallarına, örf ve adetlerimize uygun düşmeyen veya kamuoyunu inciten adların konulamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin adı, haklı nedenlerin varlığı ya da Nüfus Yasasında belirtilen kurallara uyulmaması durumunda değiştirilebilir ise de -onun yerine uygun yeni bir ad konulmadıkça- her ne sebeple olursa olsun doğrudan iptali istenemez. Öte yandan, bu davanın dayanağı olarak gösterilen Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş Görev ve Çalışma Yönetmeliği 17.8.2002 gün ve 24849 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 24.7.2002 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlükten kaldırılmış olup, 27.9.2002 tarihinde yürürlüğe giren yeni Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetlerine Ait Görev ve Çalışma Yönetmeliğinde ise adın düzeltilmesi, değiştirilmesi ya da iptali konusunda herhangi bir hüküm yer almamaktadır.
Sonuç: Sonuç olarak yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulduğunda, nüfus kütüğünde kayıtlı adın iptaline ilişkin Cumhuriyet Savcısı dava açamayacağından, bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de, bu husus sonuca etkili olmadığından hükmün ONANMASINA, 09.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy