(4721 S. K. m. 101, 102)
Dava : Dava dilekçesinde vakıf senedinde yapılmak istenilen değişikliğin tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Türk Medeni Kanununun 101. maddesinin birinci fıkrasında vakıflar, gerçek ve tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, aynı Kanunun 102.maddesinin birinci fıkrasında ise vakıf kurma iradesinin resmi senet veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanacağı ve vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescille tüzel kişilik kazanacağı belirtilmiştir. Bu hükümler uyarınca vakfeden, vakfın kuruluşunda mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülediğini resmi senet veya ölüme bağlı tasarrufla açıklayan kişidir. Vakıf kurulduktan ve tüzel kişilik kazandıktan sonra artık vakfeden veya kurucuların iradeleri değil, tüzel kişilik olan vakfın iradesi söz konusudur. Somut olayda tescili istenilen vakıf senedinin değişikliği ile 10. maddesinde, kurucu üye sayısının üst sınırının 15'den 30'a çıkarılması biçiminde yeni hüküm getirilmesi doğru değildir. Kuruluştan sonra vakfeden veya kuruculardan ayrı olarak tüzel kişilik kazanmış olan vakfa vakfeden veya kurucu olarak kabul etmek, açıklanan Türk Medeni Kanununun bu hükümleri ve vakfın konumu ile de bağdaştırılamaz.
Öte yandan, söz konusu değişiklikle vakfın kuruluşundan sonra kurucu sıfatı verilerek kurucuların ( vakfedenlerin ) haklarına sahip olmak üzere vakfa kabul edilip vakıf faaliyetinde yetkili ve etkili kılınmaları onları bir çeşit üye konumuna getirecektir ki, bu durum Türk Medeni Kanununun 101.maddesinin üçüncü fıkrasında vakıflarda üyelik olmayacağı yönündeki buyurucu hükmüne de aykırılık oluşturacaktır.
Mahkemece, açıklanan bu hususlar dikkate alınmadan davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 1.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy