(4721 S. K. m. 101, 102, 116)
Dava: Dava dilekçesinde vakfın dağılması istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı dilekçesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettişi tarafından düzenlenen raporda da belirtildiği gibi, geliri ve mal varlığı olmayan, herhangi bir faaliyette bulunmayan davalı vakfın amaçlarını gerçekleştirmesi olanaksız hale geldiğini ileri sürerek, vakfın dağıldığının tespitini ve sicilden silinmesini istemiş; mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde, vakfın gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu belirtilmiş, 116. maddesinde de amacın gerçekleşmesi olanaksız hale geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde vakfın kendiliğinden sonra ereceği ve mahkeme kararıyla sicilden silineceği hükme bağlanmıştır. Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamalarında, vakfın mal varlığının amacın gerçekleşmesini olanaksız kılacak şekilde azalmış olması, vakfın dağılmış sayılması için yeterli neden kabul edilmekte ise de, bu yetersizliğin araştırılıp belgeleriyle kanıtlanmış olması aranmaktadır. Bu bakımdan Yargıtay'ın denetimini de olanak sağlayacak şekilde vakfa ait faaliyet raporları, bilançolar ve ilgili diğer belgeler getirtilip gerektiğinde uzman bir bilirkişiye incelettirilerek rapor alınıp, vakfın senedinde belirlenen amaçları da gözetilerek, tüm mal ve hakları ile acz içinde olup olmadığı saptanmalı, vakfın acz içinde olduğu belirlendiğinde tasfiyeden arta kalan mal ve hakların intikalini düzenleyen Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 33. maddesi de dikkate alınarak, hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken, yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan salt davacının iddiası esas alınarak davanın kabulü doğru görülmemiştir.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 102. maddesinin birinci fıkrasında; vakıf yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 101. maddesinin birinci fıkrasında da vakıfların gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu hükme bağlanmıştır. Dağılması istenilen vakfın, mahkeme kararı ile tescil edilip mahkeme nezdinde tutulan deftere de tescil edilmek suretiyle tüzel kişilik kazandığı ve bu hukuki statüsünü halen devam ettirdiği anlaşıldığından davanın vakıf tüzel kişiliği aleyhine açılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Mahkemece yargılamaya devamla taraflarca gösterilen deliller toplanıp, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan ve hukuki dayanağı bulunmayan gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.1.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy