(4721 S. K. m. 683) (1086 S. K. m. 388) (634 S. K. m. 19)
Dava: Dava dilekçesinde ortak yere el atmanın önlenmesi ve tahliye istenilmiştir.
Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
1- Kat Mülkiyeti Yasasının 19.maddesinin ikinci fıkrasında kat maliklerinden birinin anagayrimenkulün ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesis yapması diğer kat maliklerinin rızasının bulunması koşuluna bağlanmış, kendi bağımsız bölümlerinde ise ana yapıya zarar vermemek kaydı ile diğer kat maliklerinin rızasına gerek olmadan onarım, tesis ve değişiklik yapması mümkün kılınmış, ayrıca tavan, taban veya duvar ile bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile ana yapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklikleri yapabilecekleri belirtilmiştir.
Somut olayda davalı şirket tarafından 10-11 ve 12 nolu bağımsız bölümlerin ara duvarları kaldırılarak birleştirilip market olarak kullanıldığı sabit olup, bu ara duvarların kaldırılması nedeniyle oluşan boşluk alanlarının deprem yüklerinin düşey taşıyıcı sistem elamanlarına güvenle aktarılmasını güçleştiren döşeme boşlukları yaratıp yaratmadığı, başka bir anlatımla böyle bir değişikliğin ana yapının olası bir depreme dayanaklılığını olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği hususu 1.1.1998 tarihinde yürürlüğe giren Deprem Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde bilirkişi kuruluna incelettirilip alınacak rapor doğrultusunda anayapıya zarar veren bir değişiklik olmaması halinde bağımsız bölümler arasındaki ara duvarların örülmesi yolundaki istemin reddine karar verilmesi gerekirken, bu incelemenin yer almadığı bilirkişi raporuna dayanılarak bu talebin de kabulüne karar verilmesi,
2- HUMK.'nun 388.maddesinin son fıkrası hükmüne göre mahkeme kararlarının hüküm sonucu kısmında, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Bu hüküm yasaya uygulamada duraksamaya meydan verilmemesi amacı ile konulmuştur. Bundan ayrı Yargıtay uygulamalarında yine infazda kolaylık sağlamak için özellikle el atmanın önlenmesini içeren davalarda bilirkişilerce tespit edilen projeye aykırılıkların ölçekli krokiye bağlanması da aranmaktadır.
Hal böyle iken mahkemece verilen kararın hüküm fıkrasında genel ifadeler ve bilirkişi raporuna atıfla eski hale getirmeye ilişkin hüküm tesisi,
3- Eski hale getirme hükmü davalı tarafça yerine getirilmediği takdirde, hükmün davacı tarafından icraen infazına karar vermekle yetinilmesi gerekirken, infaz aşamasında sarf edilecek ve buna göre belirlenecek giderlerin peşinen davalıdan tahsiline hükmedilmesi,
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 12.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy