(2942 S. K. m. 10)
Dava: Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasası'nın 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili, karşı davada ise maddi hataların düzeltilmesi ve tazminat istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karşı davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün temyiz incelemesi taraf vekillerince, incelemenin duruşmalı olarak yapılması ise davacı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davacı vekili Av. Duygu Ülkeri ile davalı vekili Av. H. İbrahim Canpolat geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Karar: Dava konusu taşınmaz açık tarım arazisi olarak değerlendirilerek bu niteliğine göre kamulaştırma bedeli tespit edilmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazın tarım arazi değil, arsa olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüş, Belediye Başkanlığı tarafından mahkemeye gönderilen 24.11.2004 gün 2004/1126 sayılı yazıda; dava konusu 2493 parsel nolu taşınmazın belediye sınırları içinde ve imar planı dışında kaldığı, belediyenin yol, su, çöp toplama, ilaçlama, yağmur suyu tahliye kanaletleri gibi alt yapı hizmetleri ile telefon ve elektrik hizmetlerinden yararlandığı belirtilmiştir. Mahkemece, yerinde yapılan inceleme sonucu Fen Bilirkişisi tarafından düzenlenen 6.12.2004 günlü rapor ve ekindeki kroki içeriğinden davalı parselin belde merkezine kuş uçumu 750 metre uzaklıkta olduğu, Mersin-Adanalıoğlu (Kasabası) yolunun doğu bitişiğinde, Mersin-Adana asfaltının yaklaşık 3 km. güneyinde bulunduğu böylece dava konusu yerin çevresinin meskun olmadığı anlaşılmıştır.
28.2.1983 gün ve 1983/6122 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin 1. maddesinin b bendine göre, belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunup da imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmamış olmakla birlikte fiilen meskun halde bulunan ve belediye hizmetlerinden yararlanmakta olan yerler arasında kalan parsellenmemiş arazi ve arazi parçaları arsa sayılır. Buna göre; belediye sınırları içerisinde olup da imar planında yer almayan bir arazi parçasının arsa sayılabilmesi için belediyenin tüm hizmetlerinden yararlanır durumda olması ve çevresinin meskun bulunması gerekir. Bu iki koşul bir arada gerçekleşmiş olmadıkça o yer arsa sayılamaz. Somut olayda dava konusu taşınmazın çevresi meskun olmadığına göre mahkemece, buranın arazi olarak kabulü ile bu niteliğine göre bilirkişilerce yapılan değerlendirmede bir isabetsizlik yoktur.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak;
Davalının, el koyma tarihinde taşınmazda ekili olan ürünün uğradığı zararı davacı idareden tazmin ettiği ve buna ilişkin olarak davacı idareyi ibra ettiği, Kamulaştırma Yasası'nın değişik 27. maddesi uyarınca yaptırılan tespite dayalı olarak mahkemece belirlenen bedelin bankaya davalı adına yatırılmasından sonra gerçekleştirilen el koyma olgusunun Kamulaştırma Hukukuna aykırı bir yönünün bulunmadığı ve bu kapsamda davalının artık taşınmazına yeni bir ürün ekme hakkının olmadığı ve fiilen gerçekleşmemiş bir zararın tazmininin de söz konusu olamayacağı düşünülmeden, ekilemeyen biber zararı adı altında hesaplanan bir tazminata da hükmedilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı yararına takdir edilen 450,00 YTL. vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 13.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy