MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
Dava dilekçesinde, Ahmet oğlu Mustafa mirasçılarına kayyım atanması istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazda malik olan Ahmet oğlu Mustafa mirasçılarının tanınmadığı gibi sağ olup olmadıklarının bilinmediğini, mirasçılarının bulunduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığını ileri sürerek, kayyım atanmasına karar verilmesini istemiş; mahkemece, jandarma araştırma ve kadastro tespit tutanakları ile tapu kaydıyla yetinilerek, dava konusu taşınmazla ilgili derdest davanın bulunmadığı ve kayyım atanması için gerekli herhangi bir sebebin bildirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, 3561 sayılı Kanuna dayalı olarak açılan kayyım atanması istemine ilişkin olup anılan Kanunun amacı 1. maddesinde; bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde Hazine menfaatinin korunmasını sağlamak üzere, mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir şeklinde açıklanmış; 2. maddesinde ise 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder hükmü öngörülmüştür.
Bu durumda, kayyım atanması talebinin yukarıda açıklanan Kanun hükümleri dikkate alınmak suretiyle değerlendirilip sonuçlandırılması gerekir. Dava konusu taşınmazla ilgili derdest bir davanın bulunması, yönetim kayyımı atanabilmesi için zorunlu koşullardan değildir. Dava dosyası içeriğinden, dava sebebinin açıklandığı ve dayanaklarının da gösterildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, konuya ilişkin kanun hükümleri ve kanunun amacı gözetilerek ve sadece zabıta araştırması ile yetinilmeden, dava konusu taşınmaza ait tapu kaydının ilk tesisinden itibaren bütün tedavülleri ve dayanak belgelerinin tapu müdürlüğünden, vergi kaydıyla ilgili bilgi ve belgelerin belediye başkanlığı ile vergi dairesinden getirtilip kayıt ve belgelerde kimlik bilgilerinin bulunması halinde nüfus müdürlüğünden ilgililerin nüfus aile kayıtları istenip tapu kaydı malikleriyle irtibatının araştırılması, varsa mirasçılara ilişkin veraset belgelerinin getirtilerek taşınmazla ilgisi tespit edildikten sonra toplanan bütün deliller birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırmayla davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan nedenler göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde bulunmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüne, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen Geçici 3. maddesindeki atıf nedeniyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.