(2942 S. K. m. 14, 17)
Dava: Dava dilekçesinde Kamulaştırma Kanununun 17. maddesi gereğince tescil istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Karar: Davacı idare 1987 yılında kamulaştırılan taşınmazın 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 17. maddesi gereğince tesciline karar verilmesini dava etmiştir.
Getirtilen tapu kaydına göre taşınmaz maliki Ahmet oğlu Mustafa B. olup, adına kamulaştırma yapılan davalı Mustafa oğlu Mustafa B.'den başka bir şahıstır. Davalı idare, Kadastro düzenlemeleri sebebiyle malik isminde hataya düşmüş olabileceğini, bu nedenle Ahmet oğlu Mustafa B. yerine Mustafa oğlu Mustafa B. adına tebligat çıkarmış olabileceğini malikin baba isminde hataya düşülmüş olmasının sonuca etkili olmayacağını ileri sürmüş ise de bu defa malik Ahmet oğlu Mustafa B.'in 1955 yılında kamulaştırmadan çok önce öldüğü getirtilen nüfus kaydıyla saptanmış mahkemece yapılan kamulaştırma tebligatının usulsüz olduğu gerekçesiyle tescil davası reddedilmiştir.
2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinin 6. fıkrasında idare tarafından bu kanun hükümlerine göre tespit olunan malik, zilyet ve diğer ilgililere karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin davalıdan başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde davaya gerçek malik, yine tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa, mirasçıları dahil edilmek suretiyle devam olunması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm kamu düzeni ile ilgili olduğundan mahkemece resen dikkate alınır.
Her ne kadar, Kamulaştırma Kanununun 17. maddesine göre, bu madde uyarınca tescile karar verilebilmesi için kamulaştırmanın kesinleşmiş olması ön şart ise de, taraf teşkili ile ilgili usulü işlemler önce gelir. Kamulaştırma Kanununun 14. maddesinin yukarıda sözü edilen hükmü, bir usul hükmü olup öncelikle dikkate alınması gerekir. Davanın esası hakkında hüküm verilmeden önce, tarafların teşkili ve dava hakkında diyecekleri sorulmalıdır. Sözü edilen yasa hükmüne göre davaya dahil edilecek mirasçıların davayı kabul etmeleri olasılığı her zaman vardır.
Bu durumda dava sırf bu nedenle reddedilmeyerek anılan yasa hükmü uygulanmak üzere kayıt malikinin mirasçılarına dava dilekçesi tebliğ ettirilip davaya dahil edilmeleri için davacı vekiline mehil verilmeli ve ondan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
Öncelikle bu hususlar dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.6.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Hakların kullanılması ve borçların yerine getirilmesi bakımından, kamulaştırma işlemi mal sahibi için tebligatla ve idare için tebligat çıkarmakla başlar (2942 Sayılı Kanununun 25. maddesi) Dava konusu olayda, idare tapudaki malik belli olduğu halde taşınmaz mal ile ilgisi olmayan bir kişi adına kamulaştırma kararı alıp aynı şahsa tebligat yapmış, şimdi ise işlem kesinleştiğinden bahisle Yasanın 17. maddesine göre tapunun kendi adına tescilini istemiştir.
Davanın rüyeti sırasında tapu maliki Ahmet oğlu Mustafa B.'in 1955 yılında öldüğü ve yapılan zabıta araştırılmasında kendisine tebligat yapılan Mustafa oğlu Mustafa B. isminde bir kişinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda yapılan işlem ve tebligat geçersiz olduğundan idare adına hakların doğduğu düşünülemez. Bu durumda Yasanın 14/6. maddesinin tatbiki yani malik sonradan ortaya çıkmış gibi işlem yapılamaz. Kamulaştırma işleminin idari ve adli yönden kesinleşmesi tamamlanmadığından 17. maddeye göre tescil istenemeyeceğinden mahkemece davanın reddi doğru olup, hükmün onanması gerekir.
Sayın çoğunluğun bozma kararına bu sebeple katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy